Turkiye’de Tarihciligin Sorunlari

Bogazici Universitesi Tarih Bolumu Ogretim Uyesi Prof. Edhem Eldem ile Soylesi

.
Konuşmasına “Benden bu toplantıya katılmamı istediklerinde niye kabul ettim hâlâ tam bilemiyorum” diyerek başlayan Edhem Eldem, isteksizliğini üç nedene bağlıyor ve esas itibariyle kendisinden çok Türkiye’de tarihçiliğin sorunları hakkında konuşmayı yeğlediğini belirtiyor.”
.
Birincisi, insanın kendi hakkında konuşması bana çok iddialı geliyor. Bunun belirli bir yaş ve birikim meselesi olduğunu düşünüyorum ve o birikime sahip olmadığım gibi o yaşa da gelmediğimi ümit ediyorum. İkincisi, tarihçiler her konuda çok konuşur, ama insanın kendi hakkında konuşması, nasıl çalıştığını anlatması bana biraz zor geliyor. Üçüncüsü de madem ‘mutfak’ deniyor, mutfağımı görseniz korkarsınız. Açıkçası çok düzensiz bir insanım ve burada metot vs konuşulacaksa, ne derece iyi bir örnek teşkil edeceğimi de bilemiyorum.”
TÜRKİYE’DE TARİHÇİLİĞİN SORUNLARI
Türkiye’de tarihçiliğin kaynak eksikliği veya kaynaklara ulaşmaktaki zorluklardan öte çok ciddi problemleri bulunduğunu belirtiyor:
.
“Tarih konusunda ciddi metot problemleri ve tarihin üzerinde ciddi ideolojik baskılar var. Dolayısıyla Osmanlı tarihine baktığınız zaman, Osmanlı tarihi genelde ideolojik bazı kısıtlamaların içinde. Hamasi deyin, milliyetçi deyin, bazı konuların dışında pek fazla gelişememiş bir tarihçilik. Osmanlı tarihçiliğinin belki de en zayıf tarafı bu. Büyük tarih diyebileceğimiz, hani siyasi tarih, diplomatik tarih veya genel iktisadi tarihin gerisinde kalan sosyal tarih, kültür tarihi ve zihniyet tarihi gibi Avrupa’da 20-30 senedir büyük aşamalar kaydetmiş, ama Türkiye’de bir türlü gelişmeye fırsat bulamayan bir tarih alanı söz konusu. Galiba bu tarih alanına doğru gittikçe çekildiğimi hissediyorum ve kendi misyonumu, eğer bir misyonum varsa, orada görüyorum.
.
Misyon demek de büyük bir laf, çünkü Türkiye’de tarihçiliğin en büyük sorunlarından biri de tarihçilerden genellikle bir misyon beklentisi olması, hatta tarihçilerin çoğunlukla bir misyonları olduğuna inanmalarıdır. Açıkçası ben şahsen tarihi zevk için yapıyorum, hatta daha da kötü bir şey söyleyeyim, eğlence için yapıyorum. Yani tarih ciddi bir iş olmakla beraber, tarihi bence tarih yapan belirli bir ölçüde geçmiş bir hayatın o çetrefilliğini ve o zevkini, o hayatiyetini tekrar canlandırma imkânını vermesidir ve bunu ben yakalayamadığım zaman hakikaten tarihle ilgimi biraz kesiyorum. O yüzdendir ki, galiba, mesela ilk ivmem olan daha çok bir ticari tarih veya iktisat tarihi dalından, gittikçe bir sosyal tarihe, bir teferruat, bir detay tarihine kayma temayülü gösteriyorum.”
.
Türkiye’de tarihçiliğin uzun seneler Osmanlı Devleti’nin ne zaman devlet kıvamına geldiği, ne zaman klasik olduğu, ne zaman duraklamaya, ne zaman modernleşmeye girmiştir gibi periodizasyon sorunlarıyla cebelleştiğini; nasıl bir üretim tarzı üzerinde Osmanlı tarihçiliğini kurabiliriz, ATÜT tartışması vb büyük sorunsallar üzerine çok uzun zaman eğildiğini, çok fazla enerji sarf ettiğini belirtiyor.
.
“Büyük ölçüde 60’lara, 70’lere kadar Türkiye’de tarihçiliğin özünün arkasında başlıca iki şey vardı. Birincisi, Osmanlı tarihinin veya Türk tarihinin ana hatlarını çizebilmek ve ana ivmesini, ana dinamiklerini ortaya çıkarabilmek ve dolayısıyla senaryoyu kurabilmek. İkincisi de, Avrupa’da gelişen büyük tarihçilik ekollerini takip edebilmek ve onları mümkün mertebe Türk tarihçiliğine, Osmanlı tarihçiliğine uygulayabilmek. Annales ekolünde, Marksist tarihçilikte vs yeni gelişmeler ortaya çıktıkça, hemen Türkiye’deki tarihçilik bunlara uymaya ve bunların ışığında o modelleri örnek alarak Türkiye gerçekleri, Osmanlı gerçekleri, Selçuklu gerçekleri vs gerçekleri üzerine bir bakıma suni bir şekilde oturtarak bir modelleşme çabasına girilmiştir. Aynı dönemlerde birçok tarihçinin de tam aksine teoriyi tamamen kenara bırakıp “profesyonel belgecilik” yaptıklarını da unutmamak lazım.
.
80’lerden beri bunlardan biraz vazgeçilmeye başlandı. Bunlardan vazgeçilmeye başlanmasının hem iyi, hem kötü sonuçları var. Vazgeçilmesinin arkasında Türkiye’nin 80’lerden beri girmiş olduğu bir depolitizasyon sorunu olduğunu kabul etmek gerekir. Bu Türkiye için bir kayıptır. Türkiye’de artık her şey çok fazla marjinalleşmeye ve tarih bile artık bir tüketim malı haline gelmeye başlamıştır. Bu hakikaten eğer aşırıya kaçılırsa kötü bir gelişmedir. Çünkü ‘büyük’ tarihle veya teoriyle ilişkinin kopmaması bence önemlidir. Bu kadar aleyhinde konuşuyor gibiysem de, eninde sonunda bazı şablonların, bazı referans noktalarının, bazı büyük kurguların hâlâ gündemde olması, hâlâ tartışılıyor olması, reddedilip yerlerine başkalarının gelmesi -yine reddedilmek için bile olsa- bence son derece önemlidir. Yani tarihin bu dip dalgasının hiçbir zaman kesilmemesi lazım. Dolayısıyla 80’lerden beri bunların kaybolmasının arkasında hakikaten Türkiye’de bir gündem kaybı ve genel olarak sosyal ve siyasi hayatta görülen bir yozlaşma olduğunu kabul etmekle beraber, diğer taraftan da müspet bir tarafı olduğunu da kabul etmek lazım. Çünkü bir bakımdan tarihçiliğimiz bazı komplekslerinden arınabildi. O komplekslerden biri de, illa ki bir modeli yakalayabilmek, bir modeli doğrulayabilmekti. Şunun da farkına varmak lazım ki, modelleme çabaları meşru olmakla beraber metodolojik olarak Türkiye’de çok doğru yapılmıyordu. Genellikle model yeteri kadar inşa edilmemiş bir veri tabanının üzerine oturtulup ‘uysa da uymasa da’ gibi bir mantıkla, çok yetersiz bir birikimle modellerin doğrulanmasına veya yalanlanmasına yönelik bir eğilim vardı. Bunun üzerine bir de Türkiye’ye has ideolojik şablonları eklediğiniz zaman, Türkiye’de tarihçilik, verileri kenara atan veya verileri modele göre uydurmaya kadar gidebilen bir tarihçilik halini almaya başlıyordu. Meşhur bir benzetme vardır: Tarih bir duvarsa, tuğla örmek lazım, her tuğla yeni bir katkıdır. 80’lerden sonra dolayısıyla benimgördüğüm ve bir nebze belki iştirak ettiğimi düşündüğüm pozitif gelişme, bu yeni yeni tuğlaların ortaya çıkmasıdır. Sanıyorum ki, eğer doğru dürüst bir toparlama çalışması olabilirse, eğer bu münferit tuğlalar üzerinde genelleme çalışmaları, tümevarım çalışmaları doğru dürüst yapılabilirse, bir aşama kaydedilebilecektir.”
.
Eldem burada mezar taşları üzerine kendi çalışmasını hatırlatıyor ve üretim tarzları, periodizasyon problemleri gibi konuların peşinde koşan “eski” tarihçilik anlayışıyla bakıldığında mezar taşlarının aslında kaale alınmayacak kadar önemsiz veriler olarak göründüğünü belirtiyor: Halbuki bu gibi ufak tefek araştırmalar ileride yapılabilecek sentez çalışmaları için birer tuğla niteliğindedir.
İDEOLOJİK ÇIKMAZ
Eldem bugün Türkiye’de tarihçiliğin metot sorununun dışında çok önemli bir çıkmazı, ideolojik bir çıkmazı olduğunu belirtiyor:
.
“Bu doğrudan doğruya Türkiye toplumunu ve Türkiye devletini ilgilendiren bir rahatsızlığın, bir oturmamışlığın ürünüdür. Yani şu anda Türkiye’de, Türkiye’nin ne olduğu, Türkiye’nin tarihinin ne olduğunu, bu tarihinin neresinin Türk, neresinin Osmanlı olduğu konusunda oturmuş herhangi bir konsensus, bir uzlaşma noktası olmaması bence politik ve ideolojik bir sorundur ve sanırım Cumhuriyetin 75. yıl bilançosunun en negatif taraflarından bir tanesidir.
.
“Bugün Türkiye’de tarih yapmanın önündeki başlıca engelin bazı ideolojik akımlar olduğunu belirten Eldem, “Bu akımların başında -hem devlet katında, hem popüler seviyede- milliyetçilik geliyor. Bu milliyetçilik, milliyetçi söylem, milliyetçi mitoloji vs yüzünden, Osmanlı olsun, Türk olsun bölgeyle ilgili herhangi bir tarih çalışmasında rahat etmenin pek imkânı yok.
.
“Tarih Vakfı’nın kurucu üyesi ve Vakfın yayımladığı İstanbul ve Toplumsal Tarih dergilerinin yayın kurulu üyesi olan Eldem, Vakfın 75. yıl faaliyetlerinde ister istemez pozitif bir bilanço sergilemesinden endişelendiğini de dile getiriyor. Eldem’in Vakfa bir başka eleştirisi de “elitizm” noktasında. Dil bilen, Avrupa’yı tanıyan, “iyi” tarihçilerden oluşan Vakıfla, Boğaziçi ve ODTÜ dışındaki diğer üniversitelerden, özellikle taşradaki üniversitelerden tarihçiler arasında bir kopukluk olduğunu hatırlatan Eldem, bu durumun da Türkiye tarihçiliği açısından bir çıkmaz olduğunu belirtiyor.
.
.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s