Turkiye’de Siyasi Partiler ve Avrupa Birligi

Ömer ÇAHA, Fatih Universitesi

Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığı siyasal partilerin önemini bir kez daha gündeme getirmeye başlamıştır. Zira Türkiye’yi birliğe ortak olacak şekilde iktisadi, siyasal ve sosyal reformlara hazırlayacak olan siyasal partilerdir. Bundan da önemlisi Türkiye’nin adaylığa üye olarak kabul edildiği AB ülkelerinde siyasal partiler demokrasinin merkezini, hatta deyim yerindeyse mabedini oluşturmaktadırlar. Türkiye’nin AB üyeliğinin önündeki en önemli engel ekonomik sorunların yanında demokrasi ve insan hakları alanında karşımıza çıkmaktadır. Türk siyasal partilerinin Türkiye’yi birliğe hazırlaması ekonominin yanında siyasal alanda atacakları köklü reformlarla mümkün olabilecektir. Bu da her şeyden önce partilerin demokratik olmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de siyasal partilerin demokrasiyle ciddi problemleri bulunmaktadır. Bu problemler siyasal partileri bir cenderede tutan “dışsal” faktörlerin yanında, siyasal partilerin zihniyetinden ve yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada Türkiye’deki siyasal partilerin AB’ye ne kadar hazır oldukları sorusunun cevabı, siyasal partileri kuşatan dışsal faktörlerle, bu partilerin kendi söylemlerinin analiz edilmesinde aranacaktır.

Batı Avrupa’da Siyasal Partiler
AB ülkeleri hiç kuşkusuz on dokuzuncu yüzyıldan itibaren Batıda gelişmekte olan demokratik sistemi ve bu sistemi ayakta tutan değerleri canlı biçimde sürdürün ülkelerdir. Bu ülkelerde demokrasi geliştikçe siyasal partiler ön plana çıkmış ve demokrasinin taşıyıcı öğeleri olmuşlardır. Siyasal partiler on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren, sosyal ve ekonomik farklılaşmayı siyasal alana çekme, siyasal katılım yoluyla kitlelerin yönetime ortak olmasını sağlama ve iktidarı toplumsal gruplara dayandırma gibi işlevleri üstlenmek üzere gelişmişlerdir. Toplumsal farklılaşmanın siyasal alandaki meşru temsilcileri olarak siyasal partiler toplumda yükselen değerleri yönetime taşıyan, böylece yönetimi toplumun etkisine açık tutan aracı kanallar olmuşlardır. Toplumla devlet arasındaki işlevine bakıldığında siyasal partilerin toplumu devletin öncelikleri doğrultusunda mobilize etmekten çok, devleti toplumda yükselen değerler doğrultusunda harekete geçirdikleri görülür.


Türk Siyasal Partilerinin Önündeki Dışsal Engeller
Türkiye’de siyasal partiler, yapısal ve zihniyet özelliklerinin dışında kendilerini çepeçevre kuşatan çok sayıda faktör tarafından demokratik bir yapıya kavuşma konusunda engellenmektedirler. Siyasal partilerin önündeki en önemli engellerden biri bu partilerin taşıyıcılığını yapmak zorunda kaldıkları resmi ideolojidir. Yukarıda değinildiği gibi bugünün dünyasında inişe geçen en önemli kavram hiç kuşkusuz “ideoloji” kavramıdır. Özellikle devrimci, dönüştürücü, total ideolojilerden bugünün dünyasında şiddetle kaçınılmaktadır. Bu tür ideolojilerden biri olan faşizm İkinci Dünya Savaşı ile birlikte Avrupa’da tarihe gömülürken, sosyalizm merkeziyetçi devletler elinde suni bir şekilde 1980’li yıllara kadar sürdürülebilmiştir. Ancak sosyalist blokun yıkılmasıyla birlikte en kapsamlı “devrim ideolojisi” olan sosyalist ideoloji de inişe geçmeye başladı. “Devletçilik”, “merkeziyetçilik”, “kumanda ekonomisi”, “tekçil resmi ideoloji”, “devrimcilik” gibi değerler de bu inişe eşlik etmiştir. Bu değerler sadece daha önce yaşadıkları bölgelerde değil, bütün dünyada irtifa kaybetmekte, bunun yerine dünyanın değişik yerlerinde demokrasi ve demokrasiyi besleyen değerler yükselmektedir.

Türkiye’de Siyasal Partiler Ne Kadar Demokrattır?
Siyasal partiler geçiş sürecinde oynayacakları kritik rolün yanında Türkiye’nin AB’ye üye olması durumunda demokratik sistemin de en temel aktörleri haline geleceklerdir. Siyasal partilerin bu bakımdan kendi önlerinde duran dışsal engellerin yanı sıra, kendi iç yapılarını ve siyasal söylemlerini de demokratik bir noktaya getirme gibi bir mecburiyetleri bulunmaktadır. Yukarıda analiz edildiği gibi partilerin önünde aşılması güç gibi gözüken dışsal engeller bulunmaktadır. Ancak partilerin siyasi söylem ve felsefeleri, programları, hedefleri ve yapıları itibariyle ne kadar demokratik oldukları, dolayısıyla AB standartlarına ne kadar yakın oldukları daha bir önem arz etmektedir. Siyasal partilerin felsefesini gösteren en önemli gösterge siyasal parti programları, liderlerin konuşmaları, parti adına kamuoyuna yapılan deklarasyonlar ve demeçlerdir. Bütün bunlara ilave olarak partilerin seçime giderken yayınladıkları seçim bildirgeleri bu partilerin temel felsefelerini ortaya koymaktadır. Partilerle ilgili analiz yaparken bütün bu hususları göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Sonuç olarak şunu söylemek mümkün: Türk siyasal partilerinin siyasal zihniyetlerine ilave olarak demokratik konuda yaşadıkları sıkıntılarından biri partinin yapısal özelliklerinde görülmektedir. Lider sultasına dayalı hiyerarşik ve oligarşik yapısı, başta milletvekilleri olmak üzere parti mensuplarının bireysel inisiyatifini ve tercihini adeta yok eden parti disiplini, partiyi adeta “modern cemaat” haline getiren parti tüzükleri Türk siyasal partilerinin demokrasiyle ilgili yaşadıkları ana sıkıntılardan biri olarak gözükmektedir. AB üyeliği sürecinde Türkiye’nin ekonomik sorunlarını çözmenin yanında demokratik bir yapıya kavuşması da beklenen bir durumdur. Türkiye’nin demokratik konuda atacağı en önemli adım hiç kuşkusuz siyasal partilerini demokratik aktörler haline getirmesinden geçmektedir. Bunun yolu da partileri demokratik olmayan bir cendereye sıkıştıran başta yasal mevzuat olmak üzere dışsal faktörlerin tasfiye edilmesi, partilerin demokratik bir parti örgütlenmesi ve felsefesine kavuşmasından geçmektedir.
Merkez sağın dışındaki partilerin demokrasinin iktisadi, siyasi ve toplumsal alt yapısı olan değerlerle bütünleşmesini engelleyen temel handikapları bu partilerin “Kemalizm”, “milliyetçilik” veya “İslamcılık” gibi ideolojik eğilimleri demokratik siyasetle telif etme zaaflarıdır. Batı Avrupa’daki sosyal demokrat partilerin ortaya koyduğu deneyime göre siyasal partiler iktidara ortak oldukları zaman sistemin bir parçası haline gelmekte ve ılımlı bir çizgiye kaymaktadırlar. 1950’lerde tüm sistemi tehdit eden sosyal demokrat partiler Avrupa’da 1960’lardan sonra iktidara ortak olmaya başlayınca yumuşak bir çizgiye kaymış, demokratik sistemi benimsemiş ve hatta demokrasiye önemli katkılar sağlamışlardır. Türkiye’de sağ ve sol yelpazede yer alan ideolojik eğilimli partilerin 1990’lı yılların başlarından itibaren iktidara ortak olma deneyimleri, bu partilerin liberal değerlerin altyapısı üzerinde inşa edilen demokratik sistemle bütünleşmesini beklemek mümkündür. Hattı zatında gerek merkeze yakın sol partilerin, gerekse FP ve son zamanlarda MHP’nin bu konuda dikkat çekici sinyaller verdiklerini görmekteyiz. Bu bakımdan Türk siyasal partilerinin Türkiye’yi AB’ye taşımada kritik rol oynamalarının ve AB standartlarında demokratik bir yapıya kavuşmalarının iktidar deneyimine sahip olmalarıyla yakın bir ilişkisi vardır. İktidara ortak olma deneyimi siyasal partileri ılımlı, uzlaşmacı ve diyaloga açık bir noktaya getirebilir.
..
Calismanin Tamami Icin Basliga Tiklayiniz.
.
Editorun Notu:
Bu calismanin Dusunce Kahvesi‘nde yayinlanmasina izin veren Sayin Omer Caha‘ya tesekkur ederiz.
.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s