Turkiye’de Yoksulluk ve Yoksulluk Dusuncesi

Harun Önder, Florida International Univ.

Fikret Şenses, Ortadoğu Teknik Univ.
.
Burak Ulman ve İsmet Akça, İktisat, Siyaset ve Devlet Üzerine Yazılar: Prof.Dr.Kemali Saybaşılı’ya Armağan (Bağlam Yayınları, 2006)
.
Son çeyrek yüzyıla damgasını vuran küreselleşme söylemi ve olgusunun ardından, yoksulluk sorunu, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) gibi uluslararası kuruluşlar başta olmak üzere tüm karar alıcıların gündemine girmiş bulunmaktadır. 1980’lerle birlikte azgelişmiş ülkelerde yaşanan finansal krizlere cevaben hazırlanan istikrar ve yapısal uyum programları, makroekonomik dengeleri sağlamak amacıyla önemli toplumsal sonuçları olan mali kısıtlamalar getirmiştir. Bir yandan önemli sayılabilecek döviz girdisiyle azgelişmiş ekonomilerin kısa dönemli şokları atlatmaları sağlanırken, öte yandan liberasyon süreci çerçevesinde gerçekleştirilen yeni düzenlemeler sonucunda toplumun işçi ve memurlardan oluşan sabit gelirli kesimleri, tarımsal küçük üreticiler ve enformel sektörde çalışanlar ciddi gelir kayıpları yaşamışlardır. Tarımsal sübvansiyonlar gibi refah devleti uygulamalarından kısmî geri çekilme ve dışa açılmanın doğurduğu ‘fiyat düzeltmeleri’ toplumsal gelir bölüşümünü yeniden şekillendirerek bu sürecin kazananlarını ve kaybedenlerini belirlemiştir.
.
Öte yandan, küreselleşme ve buna bağlı olarak gerçekleşen liberasyon sürecinin yoksulluk konusundaki kesin sonuçlarına ilişkin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Yeniden yapılanma sonucunda kısa vadede yoksulluk oranlarında geçici bir artış görülse de, orta ve uzun vadede erişilecek hızlı büyüme aracılığıyla tüm toplumun ortalama gelirinde bir artış yaşanacağı ve buna bağlı olarak yoksulluk oranlarının azalacağı görüşü en yaygın olarak kabul gören yaklaşım olarak ön plana çıkmaktadır. Yoksullukla mücadele açısından ‘dolaylı yaklaşım’ olarak adlandırılabilecek bu görüşe göre önemli olan temel bölüşüm ilişkilerine dokunmadan, artan ulusal gelir sonucunda her kesimin refahının arttırılmasıdır. Malî yardımları içeren doğrudan yaklaşım ile büyümeyi ön plana çıkaran dolaylı yaklaşım arasındaki temel farklılık birincinin daha fazla tüketim yaratırken, ikincinin daha fazla gelir yaratmasıdır. (Bhagwati, 1988:539). Başka bir deyişle, doğrudan yaklaşım mevcut ulusal gelirin daha eşitlikçi bir şekilde bölüşülmesini öngörürken, dolaylı yaklaşım bölüşüme ilişkin bir müdahaleden çok, ulusal gelirin büyütülmesi sonucunda kişi başına düşen miktarın arttırılması amacını vurgulamaktadır. Türkiye’de 1960’lı yıllar sonrasında uygulanan Beş Yıllık Kalkınma Planları’na hâkim olan ve bölüşüm sorunlarını göz ardı eden bu yaklaşımın izlerine 2001 krizi sonrasında uygulamaya konan ve anlayış olarak halen yürürlükte olan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nda da rastlamak mümkündür. Bu programın, krizin derin sosyoekonomik sonuçları karşısında büyük ölçüde ekonominin yeniden hızlı büyüme sürecine girmesinden medet umduğu görülmektedir. Aynı dönemde iş çevreleri tarafından sıklıkla kullanılan ‘aynı gemideyiz’ söylemi de bu temel yaklaşımın bir uzantısı olarak değerlendirilebilir.
Tarihsel deneyim, devletin yoksullukla mücadele yanlısı bir tutum sergileyebilmesi için birbiriyle yakından ilintili iki koşulun gerekli olduğunu göstermektedir. Bunlardan birincisi, yoksulluğun kamu düzenini tehdit edecek boyutlara ulaşması ikincisi ise yoksulların üst düzeyde örgütlenerek önemli bir çıkar grubu oluşturabilmeleridir. Bu yollardan birincisi, Türkiye’de toplumsal tepkilerin çok derin ekonomik kriz dönemlerinde dahi süreklilik kazanamayan cılız bir görünüm sergilemesi, ikincisi ise, neoliberalizmin diğer birçok ülkede olduğu gibi yoksullukla mücadele yanlısı toplumsal güçlerin sesini kısan ve onları zaman içinde etkisizleştiren derin bir depolitizasyon sürecine eşlik etmiş olması sonucunda tıkanmış görünmektedir.Bu olumsuz görünüm karşısında, neoliberalizmin belirlediği dar çerçeve içinde hareket alanı bulabilen girişimlerin yoksulluğun azaltılması konusunda köklü ve kalıcı sonuçlar veremeyeceği bilinci içinde kapsamlı ve etkili bir yoksullukla mücadele gündemi oluşturmak için uluslararası ve ulusal düzeylerde çabaların sürdürülmesinden başka çıkar yol görünmemektedir. Her düzeyde demokrasinin geliştirilmesi, daha kapsayıcı bir yoksulluk tanımından çıkarak bölüşüm sorunlarına ve insanî gelişme göstergelerine ağırlık veren, sanayileşmenin yollarını açan ve hızlı istihdam artışlarına dayalı büyüme, geniş halk kitlelerinin eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmalarını kolaylaştıran, yoksul kesimlerin sorunlarına duyarlı ve eşitlikçi sosyal devlet anlayışı bu çabalar sonucunda ortaya çıkabilecek yeni yaklaşımın ana doğrultusunu oluşturmalıdır.
.
Calismanin tamami icin tiklayiniz.
.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s