İsrail Uluslararası Hukuktan Muaf Mı?

Ömer Barguti

İsrail Savunma Bakanı Yardımcısı Matan Vilnai 28 Şubat 2008 günü Gazze’deki Filistinlileri bir ‘soykırımla’ tehdit ederek, İsrail ordu radyosuna şunları söyledi: “Kassam roketleri ne kadar sıklaşırsa ve menzilleri ne kadar artarsa, Filistinliler kendilerine o kadar büyük bir soykırım getirir, çünkü kendimizi savunmak için tüm gücümüzü kullanırız.” Bu, İsrailli üst düzey bir liderin üstelik ‘solcu’ da olmasına rağmen, emirlerine karşı koymayı kesmezlerse İsrail’in askeri işgali altındaki Filistinlilere karşı soykırımvari planlar yürütmeyi düşündüğünü kamuya açık biçimde ilan ettiği gün olarak, İsrail’le Filistin arasındaki sömürgeci çatışmanın yeni bir evresinin başlangıcı mahiyetinde tarihteki yerini alacaktır.

Her suç benzersizdir

Aynı zamanda bu, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bir devletin sivil

halkı yavaş veya düşük yoğunluklu soykırım eylemleriyle, üstelik televizyondan canlı biçimde aralıksız olarak terörize ettiği ve üst düzey hükümet yetkililerinden biri açıkça geniş kapsamlı ‘Soykırım’ kışkırtıcılığı yaparken, dünyanın kalanının tıpkı önde gelen Batılı liderlerin durumunda olduğu gibi, yaşananları mutlak bir kayıtsızlık veya eğlence içinde izlediği bir ana işaret edecektir.

İsrailli bir liderin, özellikle de Yahudi olan birinin, bir başkasını soykırımla tehdit etmesi tarihin üzücü bir ironisi. Tarif bile edilemeyecek suçların kurbanları şaşmaz biçimde korkunç suçlulara dönüşmeye mi yazgılı? Soykırım kurbanlarının çoğunu temsil etme iddiasındaki devlet yeni bir soykırım gerçekleştirmeden önce, söz konusu korkunç döngüyü kırmak için yapılabilecek bir şey var mı?

Fakat, bunları yanıtlamaya geçmeden önce birisi ne kadar zalimce ve insanlıkdışı olursa olsun, İsrail’in Filistinlilere karşı işlediği suçları Nazi soykırımıyla karşılaştırmanın abartılı ve açıkça ters tepici olup olmadığını sorabilir. Ayrıca her suçu emsalsiz olarak görmek ve insan haklarının, uluslararası hukukun ve evrensel ahlaki ilkelerin ihlali olarak kendi başına değerlendirmek gerekmiyor mu? Bunun cevabı evet; her suç benzersizdir ve İsrail’in bugüne kadar yaptığı hiçbir şey niceliksel olarak Nazi suçlarının yanına yaklaşamaz. Fakat kurbanken zalime dönenler, yakından bildikleri emsalsiz saldırı çeşidini yürütme niyetlerini açıkça kabul ederken ve gem vurulmamış ırkçılığıyla niteliksel olarak söz konusu suçu andıran eylemlere sürekli başvururken, bunu yaparken de karakteristik biçimde ‘öteki’nin hayatının değer ve haysiyetine yönelik korkunç bir görmezden gelme sergilerken, onların ortaya koyduğu tehdidin ciddiye alınması gerekiyor. İşlenmekte olan suçun mantıki sonucuna ulaşmadan önce durdurulması için, herkes tepki göstermeye, bir şekilde harekete geçmeye çağrılmalı.

Siyasi bağımsızlıktan yoksunluğuna ve tartışmalı temsil gücüne rağmen Ramallah merkezli Filistin Yönetimi, kendisini işbirlikçi olduğu yolundaki umumi suçlamalardan derhal kurtarmaya davet edildi. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın İsrail’in Gazze’deki son kıyımından önce Kahire’de yaptığı ve Kaide’nin Gazze’ye sızdığını, Filistin direnişi tarafından hedef gözetmeksizin İsrail kentleri ve yerleşimlerine atılan roketlerin de İsrail’in saldırganlığı için bahane sağladığını söylediği konuşmaya en ağır ithamda bulunanlar arasında, Azmi Bişara da vardı. Söz konusu işbirliği iddialarının inandırıcılığı, Abbas’ı İsrail’in işlediği suçu benzeri görülmemiş sertlik ve abartıyla “Soykırım’dan bile öte” diyerek kınamaya sevk etti.

Avrupa’nın sorumluluğu büyük

Tüm Arap rejimlerinin, bilhassa da seçimle gelmemiş, meşruiyetten uzak ve duruma göre ABD’ye boyun eğen Mısır ve Ürdün’ün, kendilerini İsrail’in Gazze’deki ölümcül saldırı savaşından uzaklaştırmaları hâlâ bekleniyor. Zira, İsrail’le süregiden diplomatik ve ticari bağları, aynı zamanda Hamas’a defalarca mesnetsiz iftiralar atarak İsrail’in suçlarını zımnen haklılaştırmaları, onların kendi halkları ve genel Arap kamuoyu gözünde inandırıcı biçimde ortadaki suçun figüranları olarak görülmelerine yol açıyor.

En başta Fransa, Britanya ve Almanya olmak üzere Avrupalı hükümetlerin, İsrail’in insanlığa karşı suçlarına karşı danışıklı davranma suçlamalarına yanıt vermeleri gerekiyor ki, bu suçlamalar Filistinliler, Araplar ve Müslümanlar arasında yaygın. İsrail’in geçtiğimiz birkaç gün içinde Gazze’de çoğunluğu çocuk olmak üzere yaklaşık 100 masum sivili kasten öldürmesi karşısında sessiz kalmakla yetinmedikleri gibi iğrenç bir etnik temizlik ve sömürgeci yıkım vakası olan kuruluşunun 60. yıldönümünü kutlayarak ve cezasız kalmasına katkı sağlayacak biçimde iktisadi, siyasi ve bilimsel yardımlarını yağdırarak İsrail’e hürmetle yaklaşmaya devam ediyorlar.

Diğer yandan ABD yönetimi, İsrail’in soykırım eylemleri konusunda yukarıda saydığımız uğursuz suç ortaklarıyla aynı çerçevede suçlanamaz. Filistinlilere yönelik suçların planlanmasında, finanse edilmesinde ve yerine getirilmesinde ABD daima tam ve gururlu bir ortak oldu ve hâlâ da öyle ki, burada ABD’nin Afganistan ve Irak’taki, daha öncesinde de Vietnam’daki benzeri olmayan kendi adli sicilinden bahsetmiyoruz bile. Bizler için Nürnberg mahkemeleri zamanı geldiğinde, İsrailli savaş suçluları en nihayet uluslararası bir mahkemede yargılandığında, savunma makamındaki önemli bir yer Amerikalı komutanlara ve siyasi liderlere ayrılmak zorunda kalacak. Amerika’nın sınırsız askeri, ekonomik ve diplomatik yardımlarıyla ifade edilen ortaklığı olmasa İsrail ırkçı ve sömürgeci suçlarını böylesi bir dokunulmazlıkla icra edemezdi.

Şiddet içermeyen yaptırım gerek

İsrail’i durdurmak için herhangi bir şey yapılmalı mı, yapılabilir mi diye başlangıçtaki soruya dönecek olursak, bunun cevabı kesinlikle evet. Güney

Afrika’daki apartheid suçlarına sadece bu ülkede zulüm gören kitlelerin

kahramanca mücadelesiyle karşı konulmadı. Dünya çapında rejime ve onun

iktisadi, akademik, kültürel ve sportif kurumlardaki suç ortaklarına karşı

boykot ve yaptırım kampanyalarına girişilerek de savaş verildi. Uluslararası sivil toplum benzer biçimde İsrail’in uluslararası hukuka ve temel insan haklarına uymasını sağlamak için şiddet içermeyen aynı önlemleri tatbik etmeli. Geçmişte yaptırım tehdidi bile İsrail’in aralıksız ölüm ve yıkım seferlerini durdurmakta yeterli olduğunu göstermişti.

Parçalara ayrılan onlarca Filistinli çocuğun görüntüleri ve işgal ordusunun genel olarak korumasız sivil halka karşı gerçekleştirdiği kasıtlı öldürme ve yıkıma dair tekrarlanan sahneler cezasız kalacak olursa, dünya pekâla yeni bir soykırıma tanık olabilir. (ZNet, ABD merkezli internet sitesi, 2 Mart 2008)

Radikal 4 Mart 2008

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.