Kitap & Söyleşi: Türkiye’de İslamcılık ve İslâmi Edebiyat

Radikal Kitap, 3/10/2008

SEMA ULUDAĞ
.

İslâmi kesim 80’lerde romanı keşfetti. Yeni bir yaşam biçimini öven hidayet romanları 90’larda yerini başörtülü kadınların sıkıntılarını anlatan romanlara bıraktı. Sosyolog Kenan Çayır, ‘özeleştiri kadınlardan geliyor’ diyor.

Son yıllarda sık sık gazete ya da dergilere konu olan hidayet romanlarının muhtevası herkesçe malum. İslâmi kesimde ortak bir bilinç yaratmak, ‘biz’ duygusu oluşturmak adına kaleme alınan ve özellikle kadınlara yönelik hazırlanan bu romanlar, 90’lı yıllarda yerini eleştirel ve özeleştirel romanlara bıraktı. Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Kenan Çayır da, her iki dönemin romanları arasındaki farkı inceleyen bir çalışmaya imza attı. Türkiye’de İslamcılık ve İslâmi Edebiyat başlığı ve ‘Toplu Hidayet Söyleminden Yeni Bireysel Müslümanlıklara’ altbaşlığıyla yayımlanan kitapta her iki döneme ait ikişer roman inceleniyor. Hidayet romanlarının gündemde olduğu 80’li yıllarda yayımlanan Boşluk ve Müslüman Kadının Adı Var ile bireysel söylemin ön plana çıktığı 90’larda yayımlanan Halkaların Ezgisi ve Yağmurdan Sonra aracılığıyla İslâmi kesimde yaşanan değişimi gözler önüne seren Çayır, çalışmasında İslâmi hareketler içindeki kadınların yaşadığı sıkıntılara ve onlara yüklenen misyonlara dikkat çekiyor. Toplumu saf tutmaya itecek kadar derinleştirilen sorunun temelini ise elbette ki örtünmek, tesettürlü olmak-olmamak konusu oluşturuyor. Saf tutan tarafları asgari müşterekte buluşmak mümkün mü? Belki de… Ama öncelikle Başbakanlığın ve ona ait kurumların daha sonra da toplumun tüm kesimlerinin (laik-batıcı-modern) kadın bedeni üzerinden siyaset yapma alışkanlığından vazgeçmesi gerekiyor.

Başta Ali Bulaç, Cemil Meriç olmak üzere birçok kişi romanı reddedip mahrem hayatın ifşası olarak görürken İslâmi kesim ne oldu da romana yöneldi?
80 öncesinde muhafazakâr kesim, romanın batılı formuna eleştiri getiriyor. 80’ler, İslâmi hareketin kamusal görünürlük kazanmaya başlandığı, güçlendiği yıllar. Sosyal, siyasal hareketin ortaya çıkışıyla birlikteyse sadece roman değil, şiirler, entelektüel kitaplar da yazıldı. Tüm heterojenliğine rağmen 80’leri, İslâmi kesimin ortak kaygılarının, ortak muhayyilelerinin bulunduğu yıllar olarak yorumluyorum. Dolayısıyla hareketle birlikte yükselen, kendi okuyucu kitlesini oluşturan bir tür olarak anlıyorum İslâmi edebiyatı. İslamcılık Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk döneminde de vardı, ama ben çağdaş İslâmi hareketler üzerine yoğunlaştım. Kentlileşen, üniversitelerde okuma talebini dile getiren, Türkiye’deki batılılaşma sonucunda mazlum ve mağdur olduğunu iddia eden ve batılı modernleşmeye karşı kendi İslâmi alternatiflerini ortaya koyan bir hareket bu. Hem ezilmişliklerini anlatmak hem de Cumhuriyet’in batılı modernleşmesine karşı kendi alternatiflerini ortaya koymak için roman inanılmaz bir araç sağlıyor onlara. Romanların isimleri bile bunu açıklıyor zaten; Kurban, Öz Yurdunda Garipsin, Bacımın Gözyaşları Ne Zaman Dinecek…

Büyük bölümünü Müslümanların oluşturduğu bir toplumda, kolektif bir bilinç yaratmaya, ‘biz’i oluşturmaya gerek var mıydı gerçekten?
Toplumun yüzde 99’u Müslüman, ancak İslamcı kimliği, Müslüman kimlikten ayıran çok önemli bir fark var. Romanlarda da görüldüğü gibi bir karakter önce hidayete erdiriliyor, sonra kendi çevresindekileri, yani yüzde 99’un içinde yer alan ve İslâmi kesim tarafından geleneksel Müslümanlar olarak adlandırılan kesimi şuurlu Müslümanlar yapmak üzere harekete geçiyor. Romanlarda İslamcı kimlik, geleneksel Müslüman kimlikten koparılıyor. İslâmi hareketlerin iki temel eleştirisi var. Birisi batılı modernleşmeye, ikincisi de geleneksel yerleşik İslâmi anlayışa karşı. 1980’lerin İslamcılığı, yerleşik olanı yetersiz bulup yeni bir İslâmi anlayış ortaya çıkarma iddiasındadır. Bunlar, okuruna belli bir siyasal dil kazandıran; ezilmişliğe, mağdur olmaya karşı huzurlu bir gelecek vaat eden romanlar. Belki de tam da bu nedenle bu kadar çok sattılar. Dönemin yazanlarından biri, ‘birçok kişi hayatın gerçeğini aradı, ama biz bulduk ve onu yazıyoruz’ diyor.

90’larda ne oldu da, özeleştirel, eleştirel romanlar ön plana çıkmaya başladı?
Aslında bir araştırmacının da belirttiği gibi hidayet romanları ‘yaşamın başladığı yerde bitiyor’. Her ne kadar İslamcılar mağdur ve mazlum olduklarını söyleseler de eğitim ortamlarında bulundular. 90’larda yeni tüketim kalıpları, yeni tüketim mekânları ortaya çıktı; İslâmi tatiller, İslâmi güzellik salonları tartışılmaya başlandı. Holdingler, televizyonlar, radyolar kuruldu. Kapitalist sistemde Müslümanca iş yapabilmek kolay değil. Bütün bunlar İslâmi aktörlerin karşısına yeni sorular getirdi ve dolayısıyla iç sorgulamalara yol açtı. Buradaki en önemli ayrımın kadınlarla erkekler arasında ortaya çıktı. Erkekler modern yaşama daha kolay adapte olurken, kadınlar örtüleri nedeniyle bunu yapamadı. Özeleştirilerini ciddi biçimde dile getirenler de kadınlar aslında. Onlar laik kesim tarafından dışlanırken İslâmi kesim tarafından kutsallaştırılıyorlar. Eve itilip tek tipleştiriliyorlar.

İslamcı siyaset edebiyatı, edebiyat siyaseti nasıl besledi?
Aslında halen bu sürecin içinde yaşıyoruz. Şu anki İslamcılığı tam anlamıyla resmetmemiz zor. Sosyal bilimciler olarak, ancak bunun ipuçlarını görebiliyoruz. ‘Biz’ anlayışına, kol kırılır yen içinde görüşüne karşı net biçimde özeleştiri verildi. Değişip, değişmediği tartışılır ama romanlarda, köşe yazılarında, siyasal alanda -AKP’nin ortaya çıkışını biraz da böyle okumak gerek-, olgusal olarak İslâmi siyasetin ikiye parçalanması bile bu anlamda bir değişimin göstergesi. Tüm bunlar sosyolojik muhayyileyi ya da yeni Müslüman özne dediğimiz muhayyileyi besleyen unsurlar. Yeni unsurlar sosyal ve siyasal alandan kopuk değil. Sosyal ve siyasal alandaki dönüşümler, edebiyatı etkilerken bu anlatılar, İslâmi aktörler için yeni bir dil oluşturuyor. Çünkü bunlar İslâmi kesimin gazetelerinde, yayın organlarında tartışılıyor.

Kadının bu kadar konu edilmesini ve ön plana çıkarılmasını neye bağlıyorsunuz?
Nisa karakteri, içsel sorgulama sürecinde, ‘biz zaten siyasetin ve modernleşme projesinin bedenler üzerinden yürütüldüğü bir ülkenin çocuklarıyız’ diyerek bunun yanıtı veriyor aslında. Türkiye’deki modernleşme sürecine baktığımızda, modernleşmenin hem erkek hem de kadın bedeni üzerinden tanımlandığını görüyoruz. İslâmi örtüsünden sıyrılmış, kamusal mekânlarda erkeklerle birlikte bulunan, Cumhuriyete temsil eden bir figür olarak hep kadın bedeni öne sürülüyor. Nisa, İslâmi kesimlerin bedenler üzerinden yürütülen siyaseti, bu topraklar üzerinde gerçekleştirilen modernleşmeden öğrendiklerini belirtiyor. Her iki kesimin de örtüye çok fazla ideolojik anlam yüklendiğini bunun dindar kadının yaşam alanını sınırladığını söylüyor.

Geleneksele tepki 80’lerde, 80’lere tepki 90’larda verildi. 2000’lerin sonunda da 90’larda yazıların eleştirisi ve özeleştirisi yapılabilir mi? Din eleştiriyi kabul etmeyen bir alanken bu kadarını kaldırabilir mi?
Spekülasyon yapmam zor, ben bir sosyal bilimciyim ve olgularla konuşurum. Olgular ortaya çıkarsa ki, çıkıyor zaten, yapmam gereken onları yorumlamaktır. Din eleştiri kabul etmeyen bir alan diyorsunuz, haklısınız. Ama dindarlık eleştirilir. Gerek İslamcılar gerekse bu kesimin dışında kalanlar, yıllardır İslam üzerinden kısır bir tartışma yürütüyor ancak İslam diye zamandan ve mekândan bağımsız bir olgu yok. Sosyolojik olarak Müslümanlıklar var ve Müslümanlıklar da İslam anlayışı da eleştirilebilir. 2000’li yılların sonlarına doğru yeni eleştirilerin ortaya çıktığını görüyoruz aslında. Bir sosyolog olarak kendime ‘Müslüman kimlik, kendi kimlik sınırlarının ötesinde, başka kimliklerle birlikte bir adalet anlayışı ortaya koyabilecek mi? Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunabilecek mi?’ sorularını yöneltiyorum. Bu anlamda bence genç kuşak örtülü kadınları izlemek lazım. Onlardan yeni sesler geliyor çünkü.

TÜRKİYE’DE İSLAMCILIK VE İSLÂMİ EDEBİYAT

Toplu Hidayet Söyleminden

Yeni Bireysel Müslümanlıklara

Kenan Çayır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

2008, 191 sayfa, 16.5 YTL

.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s