ORTAÇAĞ FELSEFESİNDE ZAMAN KAVRAMI

A.Kadir ÇÜÇEN
Galileo ve Newton’un üç boyutlu evreni çağımızda artık dördüncü boyutla açıklanmaktadır. Einstein’in görecelik kuramı ve diğer bilimsel gelişmeler sonucu “zaman”ın önemi anlaşılmış ve yeni bir boyut olarak varlıkların anlaşılmasında Önemli olmuştur. Zaman boyutu yalnızca bilimde değil, aynı zamanda felsefe kuramlarında da yeni bir yorumla temel kavram olmuştur. Martin Heidegger, geliştirdiği temel ontolojisinde Varlık ve zaman birlikte anlaşılmıştı. Hatta Varlık zamandır demek daha doğru olacaktır. Böylece günümüz felsefesini ve ontolojisini en çok etkileyen Heideggerci varlık anlayışı zaman kavramını da ön plana çıkarmıştır, işte çağımız felsefesini ve bilimini bu derecede etkileyen zaman kavramını anlamak için zamanın tarihsel gelişiminde ortaya çıkan anlamlarını bilmek gerekir.
Bu yazının amacı Ortaçağ felsefesinin iki önemli düşünürü olan St. Augustinus ve St. Thomas Aquinas’ta “zaman” kavramını ele alıp incelemektir. Çünkü bu iki düşünür Antik Çağın felsefesindeki döngüsel zaman anlayışı yerine çizgisel-linear zaman anlayışını getirmişlerdir. Bu anlayış sonucu evrenin ve varlıkların açıklanması da değişmiştir. Demek ki Varlığı, evreni ve insanı anlamak için zamanı anlamak ve kavramak zorunludur. O halde, “zaman nedir?”.
Hiç kimse zaman problemi üstünde St. Augustinus kadar durmamıştır. Augustinus göre zamanın ne olduğunu bilmek için, öncelikle, zamanın karşıtını anlamak gerekir. Bir şeyi anlamak o şeyin zıttı ile olan bağlantısını çözmekte mümkündür. Bu yüzden St. Augustinus’e göre, sonsuzluğu, yaratılış düşüncesini, yaratan ile yaratılan arasındaki farklılıkları anlamayan kişi zamanı anlayamaz. İtiraflar kitap 1 l’de St. Augustinus zaman ve sonsuzluğu müzakere eder ve tartışır.
Eğer zamanı aşkın yapanın (sonsuzluğun) ne olduğunu anlamazsak zamanı da anlayamayız. “Senin zamandan önce olmanda zaman söz konusu değildir… Oysa Sen hep varolmanın aşkınlığıyla bütün geçmiş zamanlardan öncesin, bütün gelecek zamanların ötesinde… Sen kendinin aynısın.”
Tanrı yeri ve göğü aynı anda yarattı. Yeri ve göğü yaratmadan önce ne yapıyordu Tanrı? Yaratılış, sonsuzluktan farklıdır. Tanrı, zamanı dünya (evren) ile birlikte yaratmıştır. Bütün sonsuzluklarda Tanrı vardır. Onu birden dünyayı yaratmaya iten neydi? Augustinus şöyle der : Kimse Tanrı dünyayı yaratmadan önce ne yapıyordu diye soramaz; çünkü “zaman yokken ‘önce’ ve ‘o zaman da yoktu.”
Yaratılış, zaman, yaratan arasındaki fark nedir? Augustinus göre yerin ve göğün nerede ve ne zaman yaratıldığı arasında bir fark yoktur. Dünya zaman içinde yaratılmamıştır. Dünya zamanla birlikte aynı anda yaratılmıştır. Bu yüzden eğer yaratılış olmasaydı zaman da olmazdı. Bunun için zamanın yaratılıştan önce bir varoluşu yoktu. Zaman, yaratılış ve varlıklar yüzünden mevcuttur; çünkü zaman varlıkların ve yaratılanların yaratılmasının bir sonucudur.
St. Augustinus “sözler” problemi üzerinde durmuştur. İnsanın sözü ve Tanrı’nın sözü nedir ve nasıldır? Tanrı’nın sözü arasındaki fark şöyledir ; Tanrı’nın sözü yaratır ya da yaratma özelliğine sahiptir, ama insanın sözü bunu yapamaz. Tanrı’nın düşündüğü Tanrı’dır., Başka bir deyişle, Tanrı’nın düşündüğü ile yarattığı aynıdır. Augustinus için Tanrı’nın sözü “logos”tur. Yarattığı ile sözü arasında ontolojik bir fark yoktur. Tanrı sözü Tanrı’dır ve yaratılış Tanrı’nın sözünün bir sonucudur. Tanrı’nın sözünün aksine insanın sözü bir ardıllık içindedir. İnsanın düşündüğü insanın kendisi değildir. İnsan yaratamaz.
İnsanın sözü ardarda gelen kelimeler olarak karakterize edilmiştir, fakat Tanrı’nın sözü sonsuzdur. Tanrı kelime dizeleri olarak konuşmaz. Tanrı’nın sözüne kelime dizimi sıfatı vermek, Tanrı’yı insana benzetmek olur yani antromorfik olur. Tanrı’nın kendisi ile Tanrı’nın düşündüğü arasında bir fark olamaz. On emir antropomorfik bir izdüşümüdür ki biz onları anlayabilirler.
Zaman nedir? sorusu zaman sorunsalından başka bir şey değildir. Augustinus bunun oldukça zor bir sorunsal olduğunu söyler. “Eğer biri bana bu soruyu sorarsa, biliyorum; ama eğer açıklamaya çalışmamı isterse, bilmiyorum.” Zaman bir muammadır (gizemdir). Geçmişin varolması daha fazla olamaz, gelecek henüz varolmadı. Zaman sadece şu an mıdır? Eğer zaman sadece şu an ise, o zaman “zaman” bir sonsuzluk mudur? yani sonsuz an mıdır?.
Fakat zaman öyle bir andır ki, geleceğe uzanırken, geçmişin içinde uzaklaşır. Zaman bir şeyin oluşu ama henüz bitmemiş bir şeydir. Bu aynı varolmamak gibidir. O zaman biz, zaman şudur diye nasıl söyleriz?
Zamanı sonsuzluk ile karıştırma eğilimi vardır. Sonsuzluk, sonsuz bir varolma ve sıra dizimi (ardıllık) olmadan saf bir şimdiler varolmasıdır. Eğer ardıllığı Tanrı için kabul edersek, zaman bir sonsuz zamandan bahsederiz, sonsuzluktan değil.
Yine, eğer Tanrı’nın ileri görmesinden bahsedersek yine zamanın izdüşümünden bahsetmiş oluruz; fakat sonsuzluktan değil. Tanrı ileriyi görmez, çünkü ileri görmek demek ardıllıktır.
Zamanın ardıllıktan başka açık özellikleri var mıdır? Augustinus, aralıkların ve zaman kısa ya da uzun olduğundan bahsederiz, demektir. Kısa geçmiş zaman ve uzun bir gelecek zamandan söz ederiz. Acaba zaman uzun ya da kısa olabilir mi?. Fakat varolmayan birşey nasıl kısa ya da uzun olabilir? Geçmişin daha fazla varolması olamaz. “Bir yıl ile bir yüzyıl arasındaki fark nedir? — eğer ki her ikisi de daha fazla varolamıyorsa.
Gelecek içinde aynı akıl yürütmeyle geleceğe nasıl kısa ya da uzun denilebilir? Bunu ancak şimdiki zamana atfedebiliriz. (Şimdiki an şimdiki yüzyıl, on yıl, yıl, ay, ay, hafta, saat, dakika… vb.) Saat başka bir ana bölünemeyen çabuk geçen dakikalardan ibarettir. Şimdiki zaman farkedilmez, anlaşılmaz çünkü siz onu farkettiğinizde, o geçmiştir. Bu bir paradox değil midir? O zaman biz neden bazı dakikalara uzun ya da kısa diyoruz. Bizim uzun dediğimiz zaman uzun olamaz çünkü o şu an değildir. Biz zamanı bir müddet, bir süre, bir aralıkla bağlantı kurarak, bazı zaman diğerlerine göre uzun ya da kısadır şeklinde kavrarız. Bu şudur : Biz geçen zamanı ölçüyoruz. Başka bir deyişle, ölçülen zaman, artık olup bitmiş olan ardıllıktır. Bu ise zaman olamaz ya da yok olan bir şey nasıl ölçülebilir çelişkisini ortaya koyar.
Bu nedenle, Augustinus “sanat” kavramı ile öne sürülen zaman anlayışını da sorgular. Biz zamanı ölçtüğümüzü sanıyoruz, fakat zamanı saatle ölçme problemi oldukça karışıktır. Bizim zamanı ölçtüğümüz alet (örn; saat ya da takvim) durduğunda zamanda mı duracak? Zaman gezegenlerin ya da saatin yani bir nesnenin hareketleri değildir. Zamanın saatle veya hareketin sayılmasıyla ölçülmesi zamanın kendisi değildir, bizim ölçtüklerimiz sadece aralıklardır, tıpkı cisimin hareketindeki noktalar gibi.
Augustinus zamanı bir uzam içerisinde yayılma olarak tanımlar. Bu aynı zamanda dağılma ve dağıtma manasına da gelir. Bir şeyin bir noktadan diğerine olan hareketindeki değişmeyi anlayabilmeye de zaman denir. Zaman akıl ile hakikat arasındaki ilişkidir de. Çünkü hakikat, akıl ve nesne arasındaki ilişkiyi de içerir. Zaman bir yayılmadır, aklın yayılması. Augustinus’e göre yayılma olayların aynı anda olmamasıdır. Bir ardıllık vardır, anolojik bir ardıllık (bir nesil diğerini takip eder. vs.); çünkü ardıllığın uygulanmasında bir birliktelik ve benzerlik olması zorunludur.
Aynı şey değişim içinde geçerlidir. Değişimi ancak değişmeyen birşeyle bağlantı kurarsak anlayabiliriz. Dünya güneşin etrafında döner, fakat dünyanın kendisi değişmemektedir. Yani biz dünyanın dönüşünü hissetmiyoruz. Aynı anoloji zaman içinde geçerlidir. Benzerliklerin ardıllığı olmak zorundadır. Fakat ardıllık akıldadır. Bu yüzden, Augustinus için zihin veya akıl olmadan zaman da olamaz. (Bu noktada Augustinus’un görüşleri, Kant’ın zaman ve uzamı anlığın ve görünün önsel kavramları olarak gördüğü kuramı île karşılaştıralabilir.)
Hayvanlarda zamanın içinde yaşıyorlar ve eylemde bulunurlar (yaşıyorlar; avlanııyorlar, besleniyorlar); fakat zamanın farkındalar mı? Hayır, diyor St. Augustinus; hayvanlar sonu ve amacı bir nesne olarak bilir, fakat sonu ve amacı bir son ve amaç olarak algılamazlar. Kısaca, hayvanlar amacı yani gayeyi bilmeden zaman içinde vardırlar ve onun farkındadırlar.
Gelecek ve geçmiş nedir? Nerededirler? Eğer varlarsa, sadece şu anda bulunabilirler. Onlar, şimdiki anlardır (şu anlardır). Geçmiş benim belleğimde vardır. St. Augustinus, belleğin içreğini tartışır. Benim belleğimde varlığını kaybetmiş olarak varolan geçmiş nedir? diye sorar.
Geçmiş, bellekte çok uzun süre kalamaz ya da zamanla küçülür bazıları yok olurlar. Bazıları da belleğimizde kalarak etkileyerek yaşar. Bu şunu gösterir. Geçmiş, şu andaki geçmiş olarak vardır ve benim hayal ve imgelem gücümü de kapsar. Benim hayallerimin ve imgeleremin olmasını sağlar. Örneğin, benim çocukluğum belleğimdedir; fakat herşeyiyle değil, küçülmüş ve özetlenmiş bir şekilde; aynı şey gelecek içinde geçerlidir. Gelecek de kendisini getireceklerin içindedir. Örneğin, benim torunlarım, benim çocuklarımda gizlidir.
Biz geçmişten, gelecekten ve şu andan bahsettiğimizde, aslında ifade ettiğimiz şimdiki anın üç farklı şeklidir. Peki bu şeyler nerede? Bunlar ruhtadır. Şeylerin geçmişini hayal ettiğimizde belleğimizi kullanırız. Bunlar, o şeyler geçmişte olurken zihnimizde bıraktığı izlenimdir. O halde üç zaman ayrımı yoktur. Buna karşılık tek bir zaman vardır : Şimdiki zaman. Geçmiş ve gelecek nasıl vardır. Yoksa yok mudurlar? Geçmiş ve gelecek şimdiki zaman içinde vardırlar. Yani şu anın geçmişi ve geleceği olarak vardır. Ruh veya zihin varlığını yitirmiş geçmişi ve henüz varolmamış geleceği şimdiki zaman içinde varlığa getirir. Varolan hep şu andır.
Devami icin tiklayiniz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.