Batı’nın Mevlana Görüşü

Prof. Dr. ANNEMARİE SCHİMMEL
Konya, 1954

Bu yazı 14.XI. 1954’de Fakültemizin Mevlana gününde, 16 ve 17.XII. 1954’de de Konya’da yapılan Mevlana ihtifalinde verilmiş olan konferansın metnidir.

İnsanın hayatında unutulmaz, bütün hayatıni değiştiren anlar vardir. O anlarda, insan, uluhiyetin yakınlığını duyar, semavi bir vecd içinde titriyerek garkolur. Böyle bir anı ben, Almanya’da çok genç bir talebe iken profesörümün ağzından ilk defa Mesnevi”nin ilk satırlarını dinlediğim zaman yaşamıştım. Bu andan itibaren, çoktan takdir ettiğim Mevlana’nın eserinden hiç ayrılmadım; harbin en feci yangın ve ateş fırtı nalarında şiirleri bana ilahi aşkın alevlerinden bahsettiler; harpten sonra çektiğimiz tahammülfersa ızdıraplarda yine Mevlana’nın sözleri, insanın yalnız ızdırap vasıtasiyle olgunlaşacağını, -cevherin yalnız elim bir traştan sonra parlıyacağını öğrettiler; saadet saatlarında, bütün tabiatın, aşk rüzgarının estiği zaman kozmik bir ahenkte ezeli ve ebedi ilahi varlık çevrinde dönerek sema’da bulunduğunu anlatan şiirin beyitleri zevkle okudum.

Ve gittiğim her yerde Mevlana’yı seven, ona hayran olan insanlara raslamak bana nasip oldu. Çünkü büyük mistik şair, garbi Avrupa’da 150 seneden beri tanınmakta idi. Hafızı Şirazı ve Ömer Hayyam kadar geniş bir şöhret kazanmamakla beraber ona karşı gösterilen saygı ve sevgi daha derindir. Hafızı Şirazi, Avrupa’da bilhassa Goethe’nin West-Östlicher Divan adlı, Hafızın ruhuna ithaf edilen büyük lirik eseri sayesinde yakın şarkın en meşhur şairi sayılmaktadır. Mevlana’ya gelince, Goethe’nin onu çok az tanıyıp zaten her nevi mistikliğe büyük bir alaka göstermediği için zikri geçen eserde yalnız birkaç satırla- -bizce pek anlayışlı bir şekilde değil- zikredilmiştir. Bununla beraber, Mevlana’yı kendi piri seçen büyük Pakistanlı şair Muhammed İkbal, Peyam-imaşrık adlı eserinde Goethe ile Mevlana arasındaki semavi konuşmada ikisinin en derin fikirlerinin aynı: yani sonsuz, hayat veren aşk olduğunu gayet şairane bir şekilde belirtmiştir. 


Hafızın, Sadi’nin şiirlerinden bir kaç parça XVII. ve XVIII. asırda Avrupa’ya gelmişti; Mevlana’nın şiiri ise, 1818 senesinde çıkan Geschichte der schönen Redekünste Persiens, meşhur tarihçi Hammer’in, farsça edebiyatına dair kıymetli malfımatla dolu eserinde ilk defa büyük miktarda tercüme edilmiştir. Hammer’in doğru ama pek tatsız tercümelerinden aslın güzelliğini bulmak hemen imkansız görünmektedir- mamafih, Goethe’nin aynı Hammer’in Hafız’dan yaptığı ahenksiz tercümelerinden İranli şairin dehasını anladığı gibi, genç bir Alman müsteşriki, Friedrich Rückert,- birdenbire bütün bu kaba kisvelerin altında Mevlana’nın ışığını görmüştür. O, 1822 senesinde küçük bir kitap halinde Mevlana Celalettin mahlaslı 60 kadar şiir yaymıştırki, farsça aslından değil, Hammer’in tercümesinden ilham almışlardır. Celalettin, gazellerini Şemsi Tebrizi’ye ithaf ettiği gibi Rückert, bu şiirlerini “şarkta doğan mistik güneş Mevlana’ya” fakirane bir armağan olarak takdim etmiştir. O, şarklı şairin garplı bir aynası olduğu için, tipik şarklı şiir şeklini de aksettirmiştir:

Alman edebiyatında ilk defa olarak bu Mevlana şiirlerinde gazel şeklini kullanmıştır. Genç müsteşrik şair bazan Mevlana’nın yalnız bir beytini alıp ona binaen uzun bir şiir yazmış ise de, bu taze şiirlerinde bile Rumi’nin kokusunu muhafaza etmeğe muvaffak olmuştur. Farsça bilmiyen bir Avrupalı Mevlana hakkında doğru bir fikir edinmek isterse, bu, ve yalnız bu tercümelerin bitmez güzelliğini görsün. Başka lirik eserlerine de arasıra Mevlana’nın muhtelif şiirlerinden parçaları koyan Rückert, Meylana gazellerinin sonunda ilahi aşka teveccüh edip ona soruyor: “Bana senden gelen bir yıldız gibi yeryüzünde peyda olan, nerededir? Bütün milletlerin bütün evliyalarından takdis ettiğim Mevlana Celalettin, nerededir?”

Rückert’in bu tercümesinden bu asrın ilk senelerinde bir ingilizce şairane tercümesi yapılmıştır. Halbuki o zamana kadar Mevlana ‘ya ait birkaç kitap garpta çıkmıştı: Rückert’in ilk tecrübesinden ı 6 sene sonra (ı 838) Avusturyalı şarkiyatçı Rosenzweig-Schwannau tekrar Divan-i Kebir’den müntehab gazelleri neşretmiştir ki onlar -aslından almancaya çevrilmesine rağmen- Rückert’in eserinden daha fazla XIX. asrın edebi zevkine bağlı kalıp bize bugün biraz eskimiş gibi görünmektedir. Hemen aynı zamanda Almanya’da Mesnevi’nin ı ve 2. cildi G. Rosen tarafından şiir şeklinde iyice dilimize çevrilmiştir. Bütün Mesnevi’nin bir kısaltma tercümesi 20 sene sonra iyi de bir tefsir ile İngiltere’de Whinfield tarafından yayılmıştır. Bu muhtelif tercümelere dayanarak geçen asrın sonunda şam’a bir Dünya Edebiyatı Tarihini yazan bir alman bilgini, “Dünya, Mevlana kadar sevimli, daha fazla sevilesi bir mistiği görmemiştir” diye yazmıştır.


Tam Metin

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.