Gönül Dağında Bir Garip: Neşet Ertaş

Neşet Ertaş’ı rahmetle anıyoruz.

Sadık Yalsızuçanlar

‘Sağ-sol çatışması’nın şiddetli olduğu günler…Neşet Ertaş Saray Sineması’nda konser veriyor. Gençler dönemin gözde “slogan”larıyla örülü şarkılarından isteklerde bulunurlar. Neşet Ertaş biraz sustuktan sonra her zamanki mütevazılığı ile şöyle der: “Ağam, biz böyle parçalar bilmeyiz. Biz gönülle çalar, gönülle söyleriz.”
Neşet Ertaş, -eski adıyla- Abdallar köyünün, bugün hâlâ kemaliyle bilinemeyen ‘şaman’ı Muharrem Ertaş’tan öğrenir bu (müzikal) edebi. Babası, irfani geleneğin müzikal halkasının son büyük temsilcisidir. Heidegger’in Freiburg’da, bir konsorsiyum sonrası Japon bilgelerle söyleşirken tartıştığı ‘gei-do’nun, yani sanatı, insanın kökene ulaşmak üzere girdiği bir yol olarak görüşünün belirtisi. Ertaş, selefi büyük Divan, Halk, Tekke-Tasavvuf şairleri gibi ‘gönül dağı’ndan konuşan bir ‘Garip’tir. Mahlas olarak seçtiği bu kelime de gösterir ki, ‘dünyada garip bir yolcu gibi olmanın’ sırrına ermiştir.
Televizyon programında sunucunun sorduğu soruyu, ‘sizden sır çıkmaz…’ diye başlayarak cevaplayan bu gerçek sanatçı, zanaat ile sanat’ın özdeş ve hakikate ulaşan en büyük yalan olduğunu bilen, böylece, ‘dost eline giden seller’e, ‘gözyaşını katan’ bir derviştir. Ondan, yıllar önce, ‘kalpten kalbe bir yol’ olduğunu öğrenen herkes gibi ben de, yıllarca sinemde taşıdığım gizli yaranın bir tabibi olduğunu sanmıştım. Oysa, bütün yaraları ve şifa umutlarını boşa çıkaran bir kader sırrının, Sezai Karakoç’un deyişiyle, ‘kaderin üstündeki kader’in biraz olsun farkına vardıkça, Neşet Ertaş’ın türkülerini daha çok sever oldum.
Bizim geleneğimizde, Saadet çağından itibaren, şiirle, yani ‘mülklerin en tehlikelisi’ ve ‘uğraşların en masumu’ olan bir dille konuşmak, bir gösteriş ve oyun değil, bir düşünce derinliğinden, bir algı ve kavrayış zenginliğindendir. Yavuz Selim ile Şah İsmail’in hikayesi bunun çarpıcı bir örneğidir. Bu, ‘söz ola kese savaşı’ diyen bir gelenektir. Neşet Ertaş’la babasının konuşması da geleneğin ilginç bir örneği olarak belirir. Leyla’ya gönül verir fakat bazı nedenlerden dolayı babası şiddetle karşı çıkar, ‘evladım’ redifli bir türkü söyler: “Temiz ruhlu, saf kalplisin şöhretsin/Hakkın vardır evlenmeye evladım/Mevlam sana yapanları kahretsin/Aslı bozuk alma dedim evladım / Dokunsalar nazif tene kir gelir/Bizden önce ceddimize ar gelir/Köle olmak şanımıza zor gelir / Aslı bozuk alma dedim evladım”
Neşet Ertaş, kendisini yaralayan ‘aslı bozuk’a, ‘ana’yla cevap verir: ‘Ulu arıyorsan analar ulu /Sevmişiz biz onu olmuşuz kulu/Analar insandır biz insanoğlu / Aslı bozuk deme gel şu insana / Aşkı kimden aldın sevgiyi kimden/Aslı bozuk deme gel şu insana /Soracak olursan eğer ki benden/Aslı bozuk deme gel şu insana / Yazımızı felek yazdı Mevlâdan değil/Senin dediklerin evladan değil/Her hata suç bende Leylâ’dan değil /Aslı bozuk deme gel şu insana” Muharrem Ertaş, oğlunun bu ‘ulu ana’ göndermesine boyun eğer ve, “Küsmedim Neşedim kahrettim sana/Baban değil miydim sormadın bana/Olan olmuş yavrum ne deyim sana/Sen aklını yitirmişin evladım”
Bu şiirsel konuşma, Neşet’in Leyla ile evlenip ayrılmasından sonra da sürer. Bu kez, Neşet, Leyla’ya, hatanın kendisinde olduğunu söyler: “Bilemedim kıymetini kadrini/Hata benim günah benim suç benim/Eliminen içtim derdin zehrini/Hata benim günah benim suç benim/Bir günden bir güne sormadım seni/Körümüş gözlerim görmedim seni/Boşa mecnun eylemişim ben beni/Hata benim günah benim suç benim”
Neşet Ertaş’la babası ve Leyla arasındaki bu hikayenin sonuçta evrildiği yer ise şudur: ‘Cahildim dünyanın rengine kandım/Hayale aldandım boşuna yandım/Seni ilelebet benimsin sandım/Ölürüm sevdiğim zehirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin/ Sözüm yok şu benden kırıldığına/Gidip başka dala sarıldığıma/Gönlüm inanmıyor ayrıldığına/ Gözyaşım sen oldun kahirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin/Garibim can yıkıp gönül kırmadım/Senden ayrı ben bir mekan kurmadım/Daha bir gönüle ikrar vermedim/Batınım sen oldun zahirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin’
Böylesi bir zengin dilden, bugün alabildiğine ötekileştirici, sağlıklı konuşmanın önünü tıkayan kör ve kadük bir ‘iletişim dili’ne nasıl saplandığımız bir yana, bu ‘melal’i anlamaktan da uzaklaştık. Gönül dağından, zekanın ve onun kullanıldığı kurnazlığın ağına düştük. Adnan Yılmaz’ın ‘Abdal Anıları’ndan öğreniyoruz: “Muharrem Usta’nın gençlik dönemidir. Oğlu Neşet de yetişmiş gelmiş, ün salmaya başlamıştır sanatıyla… Civarda zenginliği ile ünlenmiş bir ağanın düğünü olacaktır. Ağa bekler ki “Teber Uşağı düğün yapacağımı duymuştur. Çıkarlar gelirler yanıma…”
.
Ağanın hanımı anlatılanlara göre Muharrem Usta’nın sanatına hayrandır. Bunu, beyine söyleyip “Muharrem’e haber sal gelsin” dediyse de ağa “Benim haber salmama ne hacet!” deyip geçer. Ağanın beklediği olmaz. Muharrem Usta ağaya varıp da “Düğünün varmış ağam, biz gelelim” demez. Ağa buna sinirlenir. Tez elden haber gönderir adamlarına: “Düğünüme Hacıbektaş’tan sanatçı getirin!” Bu arada ağanın hanımı Muharrem Usta’ya düğün davetiyesini ulaştırır. Hacıbektaş’tan gelen sanatçılar düğünü çalmaya başlar. Başlar başlamasına da ağanın hanımının aklı Muharrem Usta’dadır. Düğünün daha birinci günü Muharrem Usta “Okuntu”ya uyarak düğüne gelir. Gelince ne görsün? Hacıbektaşlı sanatçılar Muharrem Usta’nın sanatının ünü karşısında ona saygısızlık ederek dışa vurmaktadırlar. Üstelik biri de “İstek parçan var mı?” diyecek kadar ileri gider. Oysa oradaki davetliler, Hacıbektaşlı sanatçıların sazı Muharrem Usta’ya bahşeylemelerini beklemektedir. “İstek parçan var mı?” sözüne bütün enginliği ile ayağa kalkarak cevap veren Muharrem Usta, taşı gediğine koymakta gecikmez: “Benden, yani Muharrem Ertaş’tan, oğlu Neşet Ertaş’tan, kaynı Çekiç Ali’den, yeğenim Hacı Taşan’dan söylemeyin de ne söylerseniz söyleyin!” Hacıbektaşlı sanatçılar şaşırmıştır. Sohbeti dinleyen ağa, Muharrem Usta’ya kızarak “Geriye bunların söyleyeceği ne kaldı Muharrem?” der. Tartışmalarını izleyen ağanın hanımı sözünü esirger mi? “Bey bey, işte onu bir bilseydin!” Ağanın hanımının sözleri karşısında Muharrem Usta durur mu: “Ağam ağam, paramın hatırı olur demesen de bize gönül bahşeyleseydin biz de senden emeğimizi esirgemezdik!”
.

.
Neşet Ertaş’tan Türküler
.
Kardeş Türküler – Neşet Ertaş,
“Yanıyorum”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s