Derin Vadilerin Şehrine Doğru

Gezgin Dergisi Ocak 2015
Yazı ve Fotoğraflar : 
Süleyman BERK 

Eşimle birlikte Trabzon ve daha ilerilere gitmek üzere arkadaşlarımızla Bulancak’ta vedalaştık. Hedefimiz Trabzon Uzungöl ve Sümela Manastırı’ydı. Trabzon’a vardığımızda şehirde çok fazla sayıda yerli ve yabancı turistin olduğunu gördük. Özellikle Arap turistler çok fazlaydı. Yerli halkın söylediği çok fazla sayıda gelen Arap turist sebebiyle otellerde yer kalmadığı ve şehirde aşırı trafik oluştuğu idi. Düşünün Cidde- Trabzon arası direkt uçak seferleri bile başlamış. Karadeniz otoyolu çok mükemmel; otomobille seyahat insana keyif veriyor. İlk olarak Maçka üzerinden Sümela’ya ulaştık. Buraları yeşile boğulmuş yerler. Sümela Manastırı’na çıkmak için belli yerden sonra yürümek gerekiyor. Başımızı kaldırdığımızda manzaradan çok etkilendik. Yeşil denizi içerisindeki Sümela’nın üst tarafı sis içerisinde idi. Fotoğraf için manzara mükemmeldi. Otomobille belli yere kadar çıkılabiliyor ama yollar çok dar; vızır vızır işleyen tur minibüsleri insanın yüreğini ağzına getiriyor. Çünkü yolun yabancısı için sağ taraf çok tehlikeli ve uçurum. Otomobilimizi bir yere park ederek yürümeye başladık, aniden bastıran ve sicim gibi yağan yağmura yakalanmak da burada karşılaşılabilecek güzelliklerinden…

gezgindergi-turkiye-derin-vadilerin-sehrine-dogru (5)

Sümela manastırı çok yoğun ziyaretçi alan bir yer. Hele yaz mevsiminde, tabir caizse, iğne atsanız yere düşmüyor. Sümela Manastırı denizden 1150 m. yükseklikte eski bir Rum Ortodoks Kilise ve manastır kompleksidir. Yapı, MS. 365-395 arasına tarihlenmektedir. Karadeniz Rumları arasında anlatılan bir efsaneye göre, Atina’lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem’in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela’nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon’a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır.

Manastır bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak ziyarete açık tutulmaktadır. Etrafında ziyaretçilere uygun bir piyasanın oluştuğunu söylemek mümkün…

Sümela’dan dönüşümüz gece geç vakit rastladığı için, Trabzon’a dönerek orada geceledik.

Sabah erkenden Uzungöl’e gitmek üzere yola koyulduk. Yine sahil yolundan Of’a saparak Dernekpazarı ve Çaykara yoluyla Uzungöl’e ulaştık. Uzungöl, Türkiye’nin yağmur ormanlarının bulunduğu, Soğanlı ve Kaçkar Sıradağlarının birleşim yerinde bulunmaktadır. Bu bölge aynı zamanda yerkürenin ılıman bölgede bulunan en yaşlı ormanlarına ev sahipliği yapmaktadır. Bol yağış ve nisbi ılıman iklimi sayesinde yılın her mevsiminde yeşildir. Demirkapı ve Soğanlı dağlarında tespit edilmiş 60’tan fazla endemik bitki bulunmaktadır. Mevsim yaz olduğu için Karadeniz sahil kesimi nemden neredeyse boğulmaktadır. Buraları ise yayla havasında; hava son derece nezih ve oksijeni bol; tabii ki buralarda nemden eser yok. Ama aşırı nüfus alması ve yapılaşma buranın da canına okumuş durumda.

Genel kanaat şu: “Uzungöl fotoğraflarda daha güzel görünüyor!”. İnsanlık kendi eliyle tabiatı ne çabuk tahrip ediyor ve hoyratça kullanıyor!”. Aşırı yapılaşma, gölün etrafının beton bariyerle çevrilmesi, gölün suyunun da durgunlaşması buranın tadını kaçırmak üzere. Ticarileşen her yerin mukadderatı böyle olsa gerek. Biz neden elimizdeki değerleri korumakta böyleyiz bir türlü anlamış değilim!.. Hele gölün suyunun kirlenmesi ve kokmaya başlaması canımı çok sıktı. Neyse eşimle Uzungöl etrafını turladık sonra da fotoğraf çekmek üzere otomobille yukarılara doğru tırmandık. Tabii ki tabiat bir harika. Tarlalar ve bahçeler arasından epey yukarılara tırmanarak Uzungöl’ün fotoğraflarını aldım. Uzungöl’ün zirveleri sisli idi ve görüntü mükemmeldi. Sis, yeşil zirveler üzerinde bir pamuk görüntüsü vermekte idi. Uzungöl, fotoğraf açısından mümbit bir yer… Pamuk gibi sisin oturduğu yemyeşil tepelerin görüntüsü insanı mest ediyor, sanki bir rüya yaşatıyordu. Uzungöl’de epeyce vakit geçirdikten sonra Ayder Yaylası’na gitmek üzere yine yollara düşüyoruz. Fakat nasip başka yönde idi. Trabzon merkezde bir tanıdığımıza ulaşınca iki gece daha Trabzon’da konaklamak zorunda kaldık. Bu da bize Trabzon’u iyice dolaşma imkânı verdi. Kanûni Evi, İskender Paşa Camii, Ortahisar Camii, Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun Türbesi, Atatürk Müzesi, Banker Kostaki Teophylaktos tarafından yaptırılan konakta açılan Trabzon Müzesi, Trabzon Kalesi ve Bedesteni gezilebilecek mekânlardır.

Ayder yaylası Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde, ilçenin 19 km. güneydoğusunda yer almaktadır. Ayder yayladan ziyade geçmişten beri bir dinlenme merkezi olarak kullanılmıştır. Burada bulunan kaplıcanın romatizma hastalıklarına iyi geldiği belirtilmektedir. Bu sebeple Ayder’de pansiyonculuk gelişmiş bulunmaktadır. 1350 rakıma sahip Ayder, Kayın ve Ladin ormanlarıyla kaplıdır. Tabii ki, Uzungöl’de de Ayder’de de nemden eser bulunmadığı gibi son derece temiz, berrak ve insanı dinlendirici havası bulunmaktadır. Ayder, havası, suyu, kaplıcası ve şifalı balı ile ön plana çıkmaktadır. Ayder balının özelliği tamamen doğal olması; balın kooperatif aracılığı ile satılması da insanlara güven veriyor.

Ayder ‘in suyunu içmekle doyamıyorsunuz. Ayder fotoğraflarında yer alan, ince ve derin bir vadiden, yüksekten süzülerek akan derenin, kar beyazı suyunun uzaktan seyrine doyum olmuyor.

Ayder’e ulaştığımızda şok yaşadığımı belirtmeliyim. Arabalar yaylayı işgal etmişti. Yaylayı baştanbaşa kateden yol, arabaların işgali altındaydı. Yine de buranın bitki örtüsü ve suların çağıl çağıl akışı insanı dinlendiriyor. Fakat aşırı kalabalık ve ticarileşen ortam buranın geleceğini tehdit ediyor. Karadeniz bölgesi, özellikle Trabzon ve Rize Arap turist akınına uğramış durumda.

Fırtına vadisinin ihtişamlı bir görünüşü var. Fırtına vadisi üzerinde Taş Köprü ise yapı olarak Mostar Köprüsünü andırıyor. Yöre insanı buranın tadını çıkarıyor, gelen ziyaretçilere de bu imkânı sunuyorlar. Taşköprü yanında bulunan lokantada oturarak biraz soluklandık ve uzun uzun Taş Köprü’yü ve çağıl çağıl akan dereyi demli çay eşliğinde seyrettik. Ayder’in de Fırtına Vadisi’nin de suyunu içmekle doyamadık.

Fırtına vadisinden akşam namazından sonra ayrıldık. Hedefimiz Artvin’e doğru yola çıkmak. Gece yarısı Borçka’ya vardık ve burada konakladık. Sabah erkenden kalkarak Karagöl’e doğru yola çıktık. Borçka merkezden 27 km. Borçka- Camili karayolunun 27. km. sonra 6 km. parke döşeli yoldan Karagöl’e ulaşılmaktadır. Camili yolu da, 5 km. yol da mükemmel manzara eşliğinde devam etmektedir.

Yazının tamamı ve diğer fotoğraflar için: 

http://gezgindergi.com/derin-vadilerin-sehrine-dogru/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s