Mevlana Rumi’den (IV)

(© flickr.com)

Sen su değilsin, sen toprak değilsin. Sen bambaşka bir varlıksın. Balçıktan yaratıldın ama, balçık değilsin. Sen toprak dünyasından dışarıdasın ve aslına doğru yolculuktasın. Kalb, şu fani beden bir arktır. Can o arkda akan ab-ı hayattır. Sen bulunduğun yerde, senliğinde kaldıkça, bu ikisinden de habersizsin.

Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki, sen cansın. Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin. Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki, aradığın ancak sensin sen.

Ab-ı hayat, bizdeki ilahi emanet, su ve topraktan yaratılmış olan şu balçık ten içinde gizlenmiştir. Bu yüzden görünmemektedir. Nefis de, gönlün kapısına mühür vurmuştur, sevgiyi hapsetmiştir. Sen o mührü kopar ve sevgiyi kurtar. Kimden korkuyorsun? Kimden utanıyorsun? Sen, böylece gönlünü kurtar, onun görünmeyen yoluna düş, gerçek sevgiyi bul.

Ben, kendini bilen ve gönlünü her zaman yanlıştan kurtaran kimsenin kuluyum, kölesiyim. Onlar, kendi zatlarından, kendi sıfatlarından bir kitap meydana getirirler de, o kitabın fihristisinin adını “Ene-l Hak” koyarlar.

Bensiz, bizsiz olduğu halde hoş olanın, benlikten kurtulduğu için mutlu olanın kulu, kölesiyim. Şikayet etmeden, kimseye yük olmadan, kendi acıları ile başbaşa kalarak, yalnızlıktan hoşlanan kişinin gamı ile arkadaşım.

Herhangi bir kimsede, gizli bir aşk derdi yoksa, o yaşıyormuş gibi görünse de, onun gönlü ve canı yoktur. O adeta, gezen, dolasan bir ölüdür. Eğer aklin varsa, git de Hak’tan dert iste, çünkü dertsiz olmaz, aşk derdine düşmemek imkansız bir hastalıktır.

Şu yalnızlık, binlerce candan, binlerce kişi ile beraber olmaktan daha hayırlıdır. Bu hürlük, dünya mülküne sahip olmaktan daha iyidir. Hak ile az bir zaman halvette yalnız kalmak, candan da değerlidir, cihandan da, şundan da, bundan da daha değerlidir.

Havaların bulutlu, yağışlı olduğu günlerde, dostların bir arada toplanıp oturmaları gerekir. Nasıl ki, güller bir bahçede öteye beriye serpilmiş olarak değil de, bir arada toplu olarak bulundukları zaman bahçeye güzellik ve ihtişam verirler, birbirlerini adeta tazeleştirirlerse, dostlar da bahar mevsiminde bir araya gelince gençleşirler.

İstiyorum ki, gönlüm onun derdi ile anlaşsın, arkadaş olsun. Gönlüm, onun derdini elde ederse ne iyi olur. Ey aşık gönül, aklını başına al da, onun verdiği derdin değerini bil, onun gamını yakala, bağrına bas. Onun derdinin dert değil, bizzat kendisi olduğunu anla.

Gönlümü aşk gamına düşüreceğim. Canımı senden gelen bela okuna hedef yapacağım. Allah’ım senin aşkınla harcanmayan ömrümü, bugün gönül kanı ile kaza edeceğim.

Eğer sen, Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açarlar, kolaylaştırırlar. Eğer Hakk’ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler. Benlikten kurtulur, alçakgönüllü olursan, o kadar büyürsün ki, aleme sığmazsın. İşte o zaman, seni, sensiz, sen olmaksızın sana gösterirler.

Aşk ezelden beri vardır. Sonsuza kadar da sürecektir. Aşkı arayanlar, aşık olmak isteyenler sayısız olacaktır. Yarın kıyamet kopup da her şey açığa çıkınca, aşık olmayanların, Hakk’ı candan sevmeyenlerin, ibadeti gösteriş için yapanların ilahi dergahından sürüleceği görülecektir.

Ey dünyada dönüp dolaşan ermiş kişiler! Her güzele neden böyle hayransınız? Şu dünyada arayıp durduğunuzu, bir de kendinizde arasanız ne olur? Onu, kendinizde arayınız, kendinizde bulursunuz.

Bizim topraktan yaratılmış olan bedenimiz, göklerin nurudur. Bazen bizim hakikate varmak, Hakk’ı aramak hususundaki canlılığımızı, çevikliğimizi melekler kıskanır, manen üstünlüğümüze, ruhi temizliğimize hased ederler. Bazen da, hayasızlığımızdan, kötülüğümüzden şeytan kaçar.

Sevgilinin vefakarlığı ne kadar hoştur, onun vefalarında ne zevkler vardır? diye sordular. Onlara dedim ki: Onun vefalarından haberim yok. Bence onun cefaları, nazları hoştur.

Gönlünü yakıp yandıran birisi varsa, eğer için gizli bir sevginin hevesleri ile dolu ise, bu tatlı yanışın mutluluk olduğunu bilmek gerekir. Feryadın, eğer gönlüne bir ferahlık veriyorsa, onu ilahi bir lütuf bil, o feryadı, her nefesine arkadaş etmeye bak.

İnsaf et, aşk güzel bir iştir. Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, tabiatın kötü niyetli oluşundandır. Sen kendi şehvetini aşk diye adlandırmışın, ona aşk adını koymuşsun. Halbuki, şehvetten kurtulup, aşka ulaşabilmek için uzun yollardan geçmen gerekir.

Berrak, duru sudan dahi temiz bir aşkım var. Bu aşk oyunu, şehvet ile ilgili olmadığı için bana haram değildir. Aşk, başkalarını şekilden şekile sokar, halden hale kor. Halbuki, bu benim aşkım gelip geçici olmadığı gibi, sevgilime de zeval yoktur, O ölümsüzdür.

Ey güzellikte tek olan, eşsiz sevgili, nasılsın? Beni yüzlerce kez kendi benliğimin dışına çıkardın. Seni tanıdığım ve bildiğim günden beri, bütün bildiklerimi ve gördüklerimi bana unutturdun.

Belalar yağdıran aşk daha güzeldir. Aşkın getirdiği belalardan sakınan, korkan kişi, aşık değildir. Aşk işinde mert kişi odur ki, aşk ateşi canına düşünce, uğrunda canını verir, canından geçer.

Aşıklık sözünü ilk önce duyar duymaz canı da, gönlü de, gözü de onun yoluna serdim. Ayaklar altına attım. Sonra kendi kendime dedim ki “Acaba sevenle sevilen iki ayrı varlık mıdır?” Aslında ikisi de birmiş amma, ben şaşılığımdan onları ayrı görmüşüm.

Biz kılıç erleriyiz, üç lokma ekmek için yasayanlardan değiliz. Biz bazen manevi neşeye kapılır, el çırparız. Yoksa biz o kadınların yüzünden, şehvet yüzünden el çırpmayız. Biz yolunu sapıtmış kişilere av olmayız. Onların etkisi altında kalmayız. Aksine biz onları avlar, doğru yola getiririz. Biz ihtiraslarımızın, kötü huylarımızın bağından kurtulmuşuz da, dünyaya bağlanıp kalmamışız.

Birçok kötülük, aptallık, hep benden, benlikten doğdu. Ömrümde bir an bile gönlüm sevinmedi. Benden memnun kalmadı. Ben adalet istiyorum, haksızlıklardan şikayet ediyorum. Halbuki bütün adaletsizlikler, haksızlıklar, benden, benlikten çıkıyor. Bu yüzdendir ki, benim bütün feryadım, şikayetim hep bendendir, benden.

Kendi kendimden kaçmak, kurtulmak isterim. Maddi isteklerden uzaklaşarak, hür olarak yaşamak arzu ederim. Ben durakların, merhalelerin bağları ile bağlanmışım, bütün bunları koparmak, kırmak isteğindeyim.

Kaba saba sufi elbisesi giymekle sufi olamazsın. Şeyhlerin, büyüklerin sohbetlerini dinlemekle de mürsid olamazsın. Dinlediklerini tatbik etmen, bizzat yaşaman gerekir. Sufinin sinesi saf olacak, gönlü, kötülüklerden, hiddetten temizlenmiş bulunacaktır. Hem sufi olma, hem de ona buna kin beslemek. İnsaf et ikisi bir arada olur mu?

Ey mum, sende sufi huyları var. Sanırım ki, şu altı huyu ermişlerden almışsın: Geceyi uyanık olarak geçiriyorsun, yüzün nurlu, benzin sapsarı, gönlün tutuşmuş yanıyor, göz yaşları döküyorsun, kalbin uykuda değil, uyanık.

Sen ayık oldukça, mest olmanın, kendinden geçmenin manevi zevkini tadamazsın. Bedenin isteklerinden kurtulmadıkça, ruhun ne olduğunu anlayamaz, varlığını idrak ederek, onu sevemezsin. Dostun aşkı yolunda ateş gibi, su gibi yok olmadıkça, benliğinden geçmedikçe, gerçek varlığa eremezsin.

Ey dünya isteklisi, sen bu dünyada bir gündelikçi gibisin. Ey cennet aşığı, sen de hakikatlerden çok uzaktasın. Ey habersizliğinden ötürü iki alemle de sevinen neşelenen sen dostun gamındaki zevki görememişsin, mazursun.

Git gözlerini kapa ki, bütün gönlün göz olsun. O zaman gönül gözü ile sana başka bir cihan, başka bir dünya görünecektir. Eğer sen, kendini görmek, kendini beğenmekten kurtulursan, bütün yaptığın şeyler beğenilecektir.

Hepimiz Allah’ın kudretinin, büyüklüğünün birer oyuncağıyız. Varlık, zenginlik hep O’nundur. Bizlerse hep yoksul kişileriz. Üstünlük iddia etmek, kendini beğenip başkalarını hor görmek ne manasızlıktır. Ne boş şeydir? Bütün insanlar, hepimiz aynı sarayın kapı kullarıyız.

Allah sevgisine av olursan, Allah sevgisine tutulursan, gamdan, kederden kurtulmuş olursun. Fakat kendi arzularının peşinde koşarsan, bağlanırsın, isteklerinin esiri olursun. Şunu iyi bil ki: Senin şu maddi varlığın, Hakk’ı senden gizleyen bir perdedir. Kendinden kaç, kendinle oturma, yoksa her zaman yara alırsın.

Ya Rabbi, sen beni dünyayı istemekten de, ahiret zevkini düşünmekten de kurtar. Yokluk tacını başıma giydir de beni manen yücelt. Vuslat hareminden, aşk sırrına erdirmekle, beni kendinden mahrem et, has kullarının arasına karıştır. Sana doğru gitmeyen yollardan beni çevir. Nefsin isteklerinden beni kurtar.

Her zaman neşeli, mutlu her gittiğin yerde aziz ve muhterem olmak istiyorsan, her bakımdan temiz ol, doğrulukla yaşa, boş durma, bilgi öğren. Eğer bu şekilde ömür sürersen, insanların yol gösterenlerinin başında taç olursun.

Bu dünyada yaptığımız işin esası, özü, iyilik yapmaktır. Öyle ise yapabileceğin iyiliği yap. Zira bütün ömrün bir ana, bir nefese bağlıdır. Bu açıkça görünmektedir ki, sen bir an da olsun, ne iyilik yapabilirsen yap.
.
Kaynak: “Divan’ı Kebirden Seçme Rubailer”, Mevlana: Hayatı-Şahsiyeti-Fikirleri, (Şefik Can, Ötüken, 2006), s.425-474
.
.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s