Atatürk pragmatist miydi?

MEHMET ALİ GÖKAÇTI / Radikal Kitap

Taha Akyol’un Ama Hangi Atatürk kitabı, içeriği ya da konuyu ele alış biçiminin ötesinde öncelikle adıyla Atatürk’ün bu ülkedeki algılanma biçimlerine dikkat çekmesi açısından önem arz ediyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün görüş ve düşünceleriyle birlikte icra safhasına koyduğu devrimleri etrafında şekillendirilen Kemalizmin, onun ölümünden sonra cumhuriyetin bekası adına ülkenin kuruluş felsefesi olarak sistemin merkezine yerleştirilmesi beraberinde ‘hangi Atatürk’ tartışmalarını da başlatacaktı. Şöyle ki, ister sistemle barışık olsun isterse sisteme muhalif bir duruşa sahip olsun ülkenin siyasetinde ve toplumsal gerçekliğinde söz sahibi olmak isteyen tüm oluşumların kendisine Kemalizmden referans alarak hareket etmeleri bir zorunluluktu. Zorunluluktu diyoruz çünkü toplumsal yapının sivil dinamikler üzerinde şekillenmediği, siyasal yapının sınıf temelli siyasal mücadelelerle olgunlaşmış demokrasi tecrübesinden mahrum olduğu ve her şeyin devlet merkezli bir bakış açısıyla düşünülüp yorumlandığı ortamlarda söz konusu meşruiyetin doğrudan doğruya sistemin merkezindeki Kemalizmden alınması kaçınılmazdı.
.
Lider bir kişiliğin önderliğinde kurulan cumhuriyetin ve yapılan devrimlerin yerleştirilmesi ve pekiştirilmesi de aynı yapılış sürecindeki gibi yukarından aşağıya doğru işleyen bir mekanizma eşliğinde gerçekleşmişti. Bu mekanizma, Atatürk sonrasında yeniden inşa edilen sistemin merkezine bizzat Kemalizmin yerleştirilmesi sonrasında ülke siyasetinde yer alanlar için dikkate alınması gereken bir olgu halini alacaktı. En azından meşruiyet sağlanması için gerekli olan bu durum ister sağcı olsun, ister solcu olsun, isterse dindar isterse laik olsun tüm siyasal hareketlerin kendi meşrebince bir Atatürk tanımı yapmasına ve onun üzerinden hareket etmesine sebep olacaktı.
.
Böylece sol kesimin gözünde, Bolşevik devrimciler misali bir Atatürk şekillenirken, kendisini hem ulusalcı hem de solcu olarak tanımlayanlar için kalpaklı ve kuvvacı bir Atatürk figürü üretilecekti. Buna karşın, sistem nezdinde kendisini kabul ettirmek isteyen Necmettin Erbakan bile “Atatürk yaşasaydı Refah Parti’li olurdu” diyecekti. Kısacası, herkesin meşruiyet sağlamak adına kendine göre bir Atatürk’ü olacaktı. Peki, bütün bu değerlendirmelerin ötesinde Atatürk gerçekten bu tanımlananların hangisine uymaktaydı? Taha Akyol’un kaleme aldığı Ama Hangi Atatürk başlıklı kitapta işte bu sorulara bir cevap bulmak ve Atatürk’ü tarihin akışı içinde oynadığı role ve icraatlarına göre olması gereken yere oturtmak için kaleme alınmış.
.
Hangi Atatürk’ün bir yanıtı var mı?
Akyol, kitabının sonuç kısmında herkesin bir Atatürk’ü olmasını yanlış bulduğunu belirtiyor. Farklı dönemlerdeki Atatürk portrelerini, Atatürk ve arkadaşlarının farklı dönemlerde farklı sorunlara karşı değişik politikalar geliştirmiş olmasıyla izah eden Taha Akyol, Atatürk’ün esas dehasının askerlikten ziyade siyaset sahasında olduğuna dikkat çekiyor. Güncel siyasetin zorunlulukları içinde farklı dönemlerde farklı politik açılımlar yapan Atatürk’ün doğru olarak anlaşılabilmesi için bir bütünlük içinde okunması gerektiğine de vurgu yapıyor.
.
Akyol, Atatürk’ü ufkumuzu daraltacak ve zihnimizi kalıplara sokacak şekilde tarihin bir devresine sıkıştırarak anlamaya çalışmanın yanlış olduğuna vurgu yapıyor ve aynı zamanda bunun muazzam bir silsilenin ve tarihsel tecrübenin doğru olarak anlaşılmasındaki en önemli handikapı oluşturacağına da dikkat çekiyor. Ve nihayetinde politikada ideolojik nitelikli şablonların değil, belirli ilkeler dâhilinde pragmatizmin geçerli olduğunu da sözlerine ekliyor. Bu noktada, pragmatizmin ansiklopedik tarifine şöyle bir göz attığımızda, eylemin öğretiden, deneyimin sabit ilkelerden önce geldiğini, düşüncenin anlamlarının sonuçlarından doğruluklarının da doğrulanabilirliklerinden elde edilmesini savunduğunu görürüz. Yani pragmatistler kuramlara indirgenemeyen bir işlev tanımına sahiptiler ve onun temel görevini de pratikteki işleyişte görmekteydiler.
.
Dolayısıyla konuya bu noktadan baktığınızda kitapta Atatürk’ün içinde bulunduğu koşulları lehine çevirmek adına o koşullara uygun tavır alarak pragmatist bir yaklaşım sergilediği teziyle karşılaşıyoruz. Taha Akyol’un da kitabında bu pragmatizmi olabildiğince ön plana çıkarmak amacıyla Milli Mücadele tarihinin belirli kesitlerinde yaşananlara özel bir vurgu yaptığını da görüyoruz.
.
Taha Akyol’un kitabı, kabaca söylersek, 1918-1938 arasındaki olayları işliyor. Ancak buradan hareketle kitabın bir Atatürk biyografisi veya Milli Mücadele tarihi olmadığını da söylemek gerekecek. Zaten kitabın önsözünde belirtildiği üzere yazarın da böyle bir iddiası yok. Çünkü elimizdeki kitap kronolojik bir akış içinde, bu süreçte tüm yaşananları eşit bir şekilde aktarmıyor. Bazı konulara yoğun bir şekilde vurgu yapılırken, bazı konular çok kısa şekilde geçiliyor. Bazı konularda geniş yorum ve değerlendirmeler yapılırken, bazı konularda ise hemen hemen hiç fikir belirtilmiyor. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, kitap, Atatürk’ün pragmatizmini adeta aksine imkân bırakmayacak şekilde ispatlamak adına kaleme alınmış olduğundan ötürü Atatürk’ün siyasal, toplumsal, ekonomik konulardaki düşünceleri itibarıyla gerçek anlamda nereye konumlandırılması gerektiğine bir açıklık getirmiyor. Şöyle ki, Sovyetlerden yardım almak için Bolşeviklere sempatik görünen Atatürk’ün tercihinin sadece Batı olduğunu söyleyerek onun siyasal düşüncesi itibarıyla hangi ideolojik zemine oturduğunu tartışmamak gibi. Ya da Milli Mücadele’yi başarıyla yürütmek adına bir dönem dindar görünmesinin, kitapta sıklıkla vurgulanmasına rağmen Atatürk’ün dine bakışının ve dinle ilişkisinin ciddi bir analize tabi tutulmaması da benzer boşluklardan birisini oluşturuyor. Meselenin sadece pragmatizmle açıklanması açıkçası yetmiyor. Çünkü bu takdirde Tanzimat’ın ilanından itibaren gelişen modernleşme çabaları başta olmak üzere Jön-Türklerle başlayıp İttihatçılara kadar uzanan sürecin en önemli ve etkin halkalarından biri durumundaki Atatürk’ün bu süreçten ayrı ele alınması bu meselenin eksik anlaşılmasına yol açıyor. Atatürk’ün Tanzimat’tan itibaren süregelen yaklaşık yüz yıllık resmi modernleşme sürecinden bağımsız bir şekilde yorumlanması ve bu sürecin kaçınılmaz sonuçlarından biri olduğunun görmezden gelinmesi resmi tarih yazınının hiç şüphesiz ki en önemli eksiğini oluşturuyor.
.
Atatürk için orta yol arayışı
Akyol’un kitabında da bu bağlamda resmi yaklaşımın benimsendiği görülüyor. Ve olan biten sadece Atatürk’ün pragmatizmiyle açıklanıyor. 1923’e değin konuşmalarında yüz kereden fazla olumsuz anlamda emperyalizm sözcüğünü kullandığı ya da aynı dönemde dört yüzden fazla İslam dedikten sona bu kelimeleri Cumhuriyet’in ilanının ardından hiç kullanmadığı da bu pragmatizme örnek olarak veriliyor. Ancak en başta vurgulanan, Atatürk’ün bütünlük içinde değerlendirilmesi tezi bu yaklaşım dolaysıyla bir anlamda etkisini yitirmiş oluyor.
.
Halbuki, Atatürk’ün yaptıklarını olayların akışına göre şekillenmiş gibi göstermek yerine onun radikal devrimci bir anlayışla hareket ettiği ve ihtirasla hedefe kilitlendiği gerçeğinden anlatmak daha gerçekçi olmaz mıydı? Pozitivist bir dünya görüşüne sahip olduğunu, dinle ilişkisini muhtemelen daha Osmanlı döneminde kesmiş olduğunu, döneminin tüm sivil ve asker aydınları gibi sanayileşme sürecine geç katılmış olmasının verdiği ivmeyle devletçilik ve milliyetçilik eşliğinde ilerleyen Almanya örneğinin kendileri için rol-model olduğunu, toplumun modernleşmeci bir vizyona sahip parti önderliğinde ümmetten ulus devlete dönüştürülmesine çok erken dönemlerde iman ettiğini görmezden gelmemek gerekiyordu. Açıkçası Atatürk’ü pragmatist bir lider olarak değerlendirmekten ziyade planlı, kararlı ve ne yapacağını en başından belirlemiş bir devrimci olarak değerlendirmek daha uygun olacak gibi görünüyor. Elbette pragmatik olmanın çok daha ötesinde koşulları lehine çevirmek için her fırsatı değerlendiren bir siyaset adamı olduğunu da. Bütün bu değerlendirmelerin ardından son olarak, kitabın Atatürk’ün farklı yorumlarla uçlara savrulmasını önlemek için kaleme alındığı ve bu yolla pragmatizm değerlendirmesi eşliğinde toplumun her kesimine mal edilmeye çalışıldığı söylenebilir. Peki, bu bir işe yarar mı? Tarihimizle gerçekçi şekilde bir türlü yüzleşemediğimiz göz önüne alınırsa muhtemelen hayır!
.
AMA HANGİ ATATÜRK Taha Akyol, Doğan Kitap, 2008, 578 sayfa, 25 YTL.

.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.