2011 Türkiye’sinin Dış Politika Vizyonu

3 Ocak 2011


Türkiye’nin yaklaşık 180 büyükelçisini bir araya getiren Üçüncü Büyükelçiler Konferansı’nın açılışında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu kürsüdeydi.

Cumhurbaskani, Dışişleri Bakanı ve Buyukelciler, Cankaya Kosku 
(Cumhurbaskanligi Sitesi, 5 Ocak 2011)


Konferansta 21. yüzyılın geride kalan ilk 10 yılının muhasebesini yapacaklarını vurgulayan Davutoğlu, 21. yüzyılın aslında 2000’lerde değil, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ile başladığını söyledi.

Davutoğlu, Türkiye için biçtikleri yeni rolü şu sözlerle aktardı:

“Bu rol ‘akil ülke’ rolüdür, dünyada, küresel olaylarda sözü dinlenen, olayları önceden gören, o olaylara tedbir oluşturan, o olaylar için alternatif çözüm üreten akil bir ülke. Çevre bölgelerde daha kriz çıkmadan krizi hissedebilen, hassas ayarlı bir diplomasi ile çözüm getirebilen bir ülke. Mesela BM için ya da başka örgütler için akil adamlar heyeti oluşturulur, biz de şunu istiyoruz: ‘Eğer bir gün uluslararası toplum bir akil ülkeler grubu oluşturmuş olsaydı, onun başına ülkemizin yerleştirilmesi gerekirdi’ imajının bütün dünyaya duyurulması. Krizlerden etkilenen değil, krizlerin parçası ve sorun çıkaran hiç değil, ama sorunları çözen hem bölgesel hem küresel sorunlara doğru çözümler üreten akil bir ülke. Sizler ve bizler bu akil ülkenin temsilcileri olarak onur duymalıyız. Önünüzdeki dönemin diplomasisinin de odağı bu rolü en iyi şekilde bütün dünyada dile getirmektir.”

İTFAİYE ERİ GİBİ KOŞTURMAKTAN DAHA FAZLASI
Vizyoner diplomasi ile sadece tepki vermeyip çözüm ve vizyon üreteceklerini belirten Davutoğlu, Türk diplomatının bir itfaiye eri gibi olduğunu ve birçok kriz alanında koşmak durumunda kaldığını hatırlattı. Davutoğlu, buna örnek olarak Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan’ın, Mavi Marmara saldırısının hemen ardından sabah 5’te uyandırılması ve BM Güvenlik Konseyi’nin acil toplantıya çağrılması sürecini anlattı: “Ama biz önümüzdeki dönemde sadece itfaiye erleri istemiyoruz. Evet itfaiye erleri gibi her yere koşturacak dinamizmde bir bakanlık istiyoruz ama daha fazlasını da istiyoruz. Diplomatlarımızı yangın çıkmasını engelleyecek şehir planlamacısı olarak da görmek istiyoruz.”

EVET, GÜCÜMÜZ YETER
Bakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Biz bekleyip yeni düzen oluştuktan sonra tepki veren bir ülke olamayız. Bunun bedelini Birinci Dünya Savaşı’nda yaşadık. Eğer bir düzensizlik varsa, bu düzensizliği ilk sorgulayacak ülkelerin başında geleceğiz ve eğer yeni bir düzen kurulacaksa, o düzenin temel taşını atan ülkelerin başında geleceğiz. Buna hakkımız var, buna tecrübemiz var, buna gücümüz de yeter. Bu kadar iddialı bir
söylem dile getirdiğimizde hemen tepki veriliyor; ‘Gücünüz yeter mi?’. Evet, yeter.”

DÜNYADAKİ ÜÇ RESTORASYON DÖNEMİ
Bakan Davutoğlu Türkiye’nin gücünün nelere yettiğini örneklerle anlatarak, bu çerçevede dünyada üç restorasyon dönemini aktardı. Bunlardan ilkinin Fransız Devrimi dönemi olduğunu, uluslararası sistemin radikal bir şekilde değiştiğini hatırlatan Davutoğlu, Osmanlı’da millileşme diplomasisinin o döneme denk geldiğini, o dönemdekinin dengeleri gözeten ve korumacı bir diplomasi olduğunu vurguladı. Bunun iyi gelişmiş bir refleks olduğunu ancak bununla yetinilemeyeceğini söyleyen Davutoğlu, ikinci restorasyon döneminin Birinci Dünya Savaşı sonrasına denk geldiğini, Cumhuriyetin kurulması ile yaşandığını hatırlattı. Davutoğlu, bu dönemdeki diplomasi ile sadece sulh üzerindeki bir diplomasinin Türkiye’nin bütünlüğünü sağlayacağı anlayışının yerleştiğini, özelliğinin de kurucu ve tanıtıcı bir diplomasi olduğunu anlattı.

Davutoğlu, bugün de yine tanıtıcı diplomasiyi sürdüreceklerini, yine Yurtta Sulh Cihanda Sulh diyeceklerini belirterek, “Ama yeni reflekslerle ve güçlendirilmiş bir şekilde, özgün karakter ve daha küresel iddialar taşıyarak” dedi.

Üçüncü restorasyon döneminin İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşandığını hatırlatan Davutoğlu, BM sisteminin kurulduğunu, çift kutuplu yapının ortaya çıktığını ve Türk diplomasisinin da ittifak içinde etkin rol olarak engelleyici ve krizlere doğru tepki verici bir karakter kazandığını bildirdi.

‘TÜRKLER NE YAPMAK İSTİYOR?’ SORUSU
Bakan Davutoğlu artık yeni bir döneme girildiğini belirterek şunları söyledi:

“Artık sadece krizleri engelleyen, krizlere tepki veren bir diplomasi ile yetinemeyiz. Çünkü 2. Dünya Savaşı sonrası dönemin aksine uluslararası sistem statik değil, öyle olsaydı o sistemdeki konumumuzla yetinip, ki bazıları bunu istiyor bizden, bununla yetinen, kriz çıktığında tepki veren bir ülke konumunda kalabilirdik belki, hayatımızı bu şekilde idame ettirebilirdik. Şimdi rahatsızlık doğuran ve uluslararası toplumda ‘Türkler ne yapmak istiyor’ sorusunu sorduran anlayışın sebebi bununla yetinmememiz. Hayır bununla yetinmeyeceğiz, bunu çok açık ifade etmek istiyorum. Son 8 yıl içinde bununla yetinmeyeceğimizi gösterdik. Neden? Çünkü bununla yetinmemiz tarihin akışının gerisinde kalmamız anlamına gelir. Bu dünya statik değil, dinamik bir dünyaya dinamik tepkiler vermemiz lazım. Eğer dünya sürekli değişiyorsa biz de statik olamayız. Bizim yapmamız gereken, zihninizdeki dünya resmini bu yıllık toplantılarla değerlendirmek.”

Davutoğlu, “Bunun gururunu yaşıyorum, küresel bir düzene şu anda bakılsa ve küresel düzenin yeniden yapılanmasında en fazla katkıda bulunabilecek aktörler sıralaması yapılsa, dünyanın kanaat önderlerine bu soru sorulsa, ‘ilk 10 ülke yazın’ diye, eminim hemen hemen bütünü Türkiye’yi yazacaktır” diye konuştu.

BM’DE TÜM ÜLKELERİN OYUNU ALIRIZ
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) önümüzdeki 10 yıl içinde tekrar aday olma yolunda talimat verdiğini söyleyen Davutoğlu, muhataplarının kendisine “Tekrar ne zaman aday olacaksınız” sorusunu yönelttiklerini anlatarak, “Çünkü biliyorlar ki Türkiyeli bir BMGK, krizlere çok daha doğru ve etkin bir yaklaşım sergileyecektir. Çünkü biliyorlar ki Türkiye, BMGK’da hem ait olduğu ittifakın çıkarları perspektifinde bakacaktır, ama onun da ötesinde insanlığın vicdanını temsil edecektir. Çünkü biliyorlar ki Türkiye, bu tecrübeyle etrafındaki bütün krizlere çözüm bulabilecek potansiyele sahiptir. Biz bunu son iki yıl içinde gösterdik. Çok iddialı bir şekilde şunu söylüyorum: 2008’de bu üyelik için 153 oy almıştık, rekor bir oy almıştık. Bugün girsek çok az istisnayla bütün ülkelerin oyunu alabiliriz. Çünkü biz bu sınavdan son derece başarılı bir şekilde geçtik” dedi.

HER TÜRLÜ KUTUPLAŞMAYA KARŞIYIZ
Türkiye’nin 13-14 Mayısta 50 ülkenin bulunduğu “en az gelişmiş ülkeler zirvesi”ne ev sahipliği yapacağını ve 10 yıl boyunca da grubun dönem başkanlığını yürüteceğini hatırlatan Davutoğlu, 10 yıl boyunca ihmal edilmiş, geri bıraktırılmış ülkelerin adalet arayışındaki sözcülüğün Türkiye’de olacağını belirtti. Davutoğlu, “İster Kuzey-Güney, ister Doğu-Batı şeklinde olsun, dünyadaki her türlü kutuplaşmaya karşıyız. Vizyoner diplomasimizin esası, küresel düzenin, içselleştirici, katılımcı, eşitlikçi ve kuşatıcı olmasıdır. Biz böyle bir küresel düzenin sözcüsü olmak durumundayız” dedi.

HEDEF 2 TRİLYON DOLAR
G-20 zirvelerinde Türkiye’nin bir ekonomik başarı hikayesi olarak gündeme getirildiğini ifade eden Davutoğlu, G-20’de daha da aktif olacaklarını belirterek, “Biz Cumhuriyetimizin 100. yılında Türkiye’yi 10 büyük ekonomi arasına sokmak istiyoruz. Onun için ilgi alanlarımız artık siyasal sorunlarla sınırlı kalamaz. İlk 10’a girmemiz için 2 trilyon dolarlık gayri safi milli hasılaya ulaşmamız lazım” diye konuştu.

2 trilyon dolara ulaşmak için ne kadar enerjiye ihtiyaç duyulacağını hesaplatmakta olduklarını dile getiren Davutoğlu, Türkiye’nin bütün enerji politikalarının en önemli aktörlerinden birisi olmak durumunda olduğunu söyledi.

Diplomasinin artık sadece siyasal alanla sınırlı olmadığını ifade eden Davutoğlu, “Enerji diplomasisinde yoksanız siyasi etkiniz de sınırlı. Dünya iklim değişikliğinde, ılıman kuşakta en fazla etkilenen ülke bizsek, dünya iklim değişikliğiyle ilgili sorunlarla biz de ilgileneceğiz” dedi.

ENERJİ VE HIZLI TREN HATLARI
Davutoğlu, Soğuk Savaş döneminde Türkiye coğrafyasının Sovyetler Birliği’ni ya da Varşova Paktı’nı sıcak denizlere indirmemek için jeopolitik önem taşıdığını dile getirerek, artık bu coğrafyayı pozitif bir gündemle kullanmak istediklerini, enerji hatlarının ve Pekin-Londra, Basra-Londra, Körfez-İstanbul hızlı tren hatlarının geçtiği bir coğrafya yapmayı amaçladıklarını anlattı.

Bakan Davutoğlu, “Dünya ekonomik geleceğinde ne konu varsa biz ilgiliyiz. Onun için bundan sonra bizim bakanlığımızdaki ekonomi birimleri, siyasal birimlere göre ikincil bir kategoride olmayacak. Birlikte eşit kategoride, belki de daha etkin, en değerli, en aktif diplomatlarımızın çalıştığı birimler olacak” dedi.

MEDENİYETLER ÇATIŞMASINA ATIF
Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezine de atıfta bulunan Davutoğlu, tezin ilk ortaya atıldığı dönemde bir akademisyen olarak bu tezde yer alan Türkiye imajına tepki gösterdiğini hatırlatarak, “Biz parçalanmış yırtık bir ülke değiliz. Parçalanan dünyaları birleştirecek olan bir ülkeyiz. Doğuyla Batı arasında kimlik krizi geçiren ülke değiliz. Orta Asya’ya gittiğinde Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügatit Türk’ünden konuşabilen, Brüksel’e gittiğinde AB’nin esaslarını tartışabilen, Şam’a gittiğinde, Bağdat’a gittiğinde Bağdat tarihi üzerine konuşabilen, Afrika’ya gittiğinde Afrikayi Osmani’den bahsedebilen bir ülkeyiz” diye konuştu.

Türkiye’nin yeniden şekillenen küresel kültürün “yapışkanı, tutkalı” olduğunu anlatan Davutoğlu, Türkiye’nin bu ülkeleri bir araya getiren akil ülke olmak durumunda olduğunu, bu kültürlerden birisi tarafında yer alan ülke olmadığını vurguladı.

AŞAĞILIK KOMPLEKSİNİ YIKALIM
Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Gelecek küresel kültüre en özgün katkıyı sağlayacak aydın ve devlet adamları Türkiye’den çıkacak, buna inanıyorum. Ama bunun için öncelikle bize yerleştirilmek istenen (tabirimi mazur görün) aşağılık kompleksini, yıkmak zorundayız. Bize biçilen rolleri, bize biçilen elbiseleri dar gördüğümüzü dünyaya ilan etmek zorundayız. İsterse buna eksen kayması tartışması densin isterse başka türlü. Tarih sahnesine biz çıktığımızda bizimle birlikte bir tarih konuşacak. Bütün kadim konuşacak, bütün modernite konuşacak” diye konuştu.

Küresel bir düzenden en çok istifade edecek ülkenin Türkiye olduğunu işaret eden Davutoğlu, kürsel bir düzene en çok katkı sağlayabilecek ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu belirterek, “Onun için biz etrafımızda kriz istemiyoruz. Bizim için komşularımız demek, ortak bir tarihi paylaştığımız ortak kültür havzalarımız demektir” dedi.

NATO’DA DAHA AKTİFİZ
Türkiye’nin yakın havzalarda daha etkin bir rol alması sonucu bazı çevrelerin “Türkiye’nin geleneksel ittifak sistemlerinden çıkmakta olduğunu söylediğini hatırlatan Davutoğlu, Türkiye’nin, NATO’nun politikalarında eskiye oranla çok daha aktif ve görünür olduğunu vurguladı.

NATO’da daha da etkili olacaklarını belirten Davutoğlu, şunları söyledi: “Ama NATO’yu biz soğuk savaşta olduğu gibi karşı bir kutbun dengeleyici bir savunma örgütü olarak görmüyoruz. Küresel düzenin etkin halde kurulmasını sağlayabilecek, dünyanın en etkin, en iyi organize olmuş, krizlere, çatışmalara doğrudan müdahale edebilecek bir örgüt olarak telakki ediyoruz. Onun için NATO üzerinden tekrar cephe ülkesi psikolojisi içine sokulmak istemiyoruz. Aksine NATO’ya yeni ve güçlü bir misyon vererek, uluslararası güvenliğin temel örgütlerinden biri haline gelmesini istiyoruz. Ama hiçkimsenin de NATO’yu düşman görmesini istemiyoruz.”
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s